<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>




<rss version="2.0">

<channel>
<title>Dini Sohbet - iSlami Sohbet, Dini Chat, Dini Forum, dini Sohbetler. Yeni Tartışma Konuları</title>
<link>http://www.dinisohbete.com/</link>
<description>Dini Sohbet - iSlami Sohbet, dinisohbet, dini sohbet odalari, dini sohbetler, dini forum, Dini Chat,  DiniSohbete.Com</description>
<managingEditor>wWw.X-iWeb.Ru</managingEditor>
<webMaster>Dini Sohbet - iSlami Sohbet, Dini Chat, Dini Forum, dini Sohbetler. Yeni Tartışma Konuları</webMaster>
<language>ru-ru</language>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Peygamberimiz Hz. Muhammed ( sav ) ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=23&amp;thread_id=915</link>

	<description>Selamun Aleykum ;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peygamber Efendimiz HZ. Muhammed (S.A.V) Doğum Haftası Adına Herkese Ücretsiz Kitap Dağıtıyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;O NURA SELAM OLSUN&amp;quot; Kitabı Kitappazarlama Sitemize Üye Olan İLK 3000 Kişiye Hediye Edilecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilginize Sunar Hayırlı Cumalar Dilerim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Selam ve Dua ile ;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitappazarlama.Com&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[img]http://www.kabebasin.com/kutlu.jpg[/img]</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Tanışma Köşesi ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=3&amp;thread_id=822</link>

	<description>www.ihvanforum.org &amp;#39;tan erdem ben.Tevafuken buldum siteyi.Hizmetiniz daim olsun.Başarılar..</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Video,flash ve Animasyonlar ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=53&amp;thread_id=549</link>

	<description>arkadaşlar evinizde fazla olan yada kullanmadığınızkitap(her türden),kırtasiye ,ğiyim,oyuncak varsa bizlere yollayabilirsiniz.okul kütüphanemizi yeni kurduk çok sayıda kitaplara ihtiyacımız var.maddi durumları çok kötü olan öğrencilerimiz var onlar içinde (aileleri de dahil)ğiyim ve kırtasiye ihtiyacımız vardır.yardımcı olursanız çok memnun oluruz.herkese hayırlı cumalar.&lt;br /&gt;
KABATAŞ LİSESİ&lt;br /&gt;
KABATAŞ/ORDU&lt;br /&gt;
HÜSNÜ ÇELİK&lt;br /&gt;
05557171919</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Video,flash ve Animasyonlar ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=53&amp;thread_id=548</link>

	<description>[img]http://www.medya56.com/images/contents/hur-adam-filmi-17-ocak-ta-kultur-sinemasinda-8848.jpg[/img]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ekmeksiz Yaşarım, Hürriyetsiz Yaşayamam&lt;br /&gt;
Hür adam Film Müziklerini Aşşağıdaki Linkten İndirebilirsiniz&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[img=&amp;quot;http://hotfile.com/dl/97976063/1ac8cf3/Hr_Adam_Bedizzaman_Said_Nursi_Film_Mzikleri_%282011%29.rar.html&amp;quot;]Hür Adam Film Müzikleri[/img]</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Video,flash ve Animasyonlar ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=53&amp;thread_id=547</link>

	<description>[img]http://www.ayetler.com/hiristiyanliktaki_putperestlik/hiristiyanliktaki_putperestlik.jpg[/img]Eski Mısırlıların taptığı güneş tanrısı Ranın sembolünün bugün Hıristiyanların kutsal saydığı Vatikanın tam merkezinde bulunduğunu, Hıristiyanların kutsal günü pazarın güneş günü anlamına geldiğini ve gerçekte o günün paganların güneş tanrılarının kutsal günü olduğunu, Hıristiyanlarca önemli bir yere sahip olan noel kutlamalarının İskandinav mitolojisinden geldiğini, Hıristiyanların bugün kiliselerde ekmek ve şarabı İsa peygamberin eti ve kanı diye yiyip içtiklerini biliyor muydunuz? Ve çok şaşıracağınız, meğerse bu Hıristiyanlık neymiş diyeceğiniz pek çok bilgiyi bu belgeselde bulacaksınız. Kısacası Hıristiyanlığın gerçek yüzü bu belgeselde!!!&lt;br /&gt;
HIRİSTİYANLIKTAKİ PUTPERESTLİK&lt;br /&gt;
Tür: Belgesel&lt;br /&gt;
Dil: Türkçe&lt;br /&gt;
Süre: 58 Dakika&lt;br /&gt;
Büyüklük: 689 Mb&lt;br /&gt;
Yapım: İlker Yiğit&lt;br /&gt;
Not: Bu belgeselin yapımcısı eserinin ücretsiz olarak kopyalanıp dağıtılmasına izin vermektedir. Linki de getright gibi download programlarıyla indiriniz.&lt;br /&gt;
Link:http://ia700407.us.archive.org/2/items/Hiristiyanliktaki_Putperestlik_divx/hiristiyanliktaki_putperestlik_divx.avi</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Video,flash ve Animasyonlar ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=53&amp;thread_id=544</link>

	<description>Kavramlar üzerine düşünmekten geçiyor hayatın anlamı. Belki de fiiller üzerinde kafa yormaktan geçiyor. Bilinmezlikleri bulmaya çalışanlar aslında sadece bildikleriyle düşündüklerinin ne kadar farkında oluyorlar? Üç yüz gramlık beyinlerle her şeye tuzluk uzatanlar, kendilerine sorulan her soruya ille bir cevap verme ihtiyacı mı duymalılar. Bilmiyorum. Bildiğim “ düşünmek “ denen eylem üzerinde ne kadar başarılıyız? Bunu sorgulamak. Varlığımı, varlık nedeni mi? Sorgulamak istesem dahası bunun üzerine düşünmek istesem neye ve kime göreleri çıkıyor karşıma ve kafamdaki anlamlılarda birer anlamsız oluveriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsana verilen akıl maalesef ki tek başına çalışmıyor. Tek başına çalışsa ve her şeye çözüm buluyor olsa idi ruha ne hacet? Ya da buna ruh değil de vicdan diyelim, seziler ya da hisler diyelim. Onca şeye birer anlam katmak, katabilmek yukarıda dediğim gibi 3 kuruşluk akılla ve de bu kadar kolay olacaksa neden herkes aynı kavramlara farklı anlamlar katar? Diğer uzuvlar, mesela herkes aynı sesi duyuyor, aynı şeyi görüyor da neden farklı anlamlar katıyor? Demek ki beyin yetmiyor. Yetmiyor dan kasıt  kendi başına hep eksik hep yarım kalıyor. Sadece beyniyle, aklıyla bir şeylerden dünyalar çıkartmaya çalışanlar hep yolda kalıyor. Acınası acizlikte oluyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akıl ve Hisler bir elmanın iki yarısı ya da ayrılmaz ikili.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çoğu zaman, bir şeyler akla ve mantığa çok ters gelir. Olmaz der insanoğlu! Nasıl oluyor da oluyor? Der. Aklın tek başına yetmediği sorulardan boğuluverir. İnsanın aslında beyni kadar kullanması gereken ama beynimizin bile %10 unu kullandığımızı düşündüğümüzde çok daha az kullandığı bir büyük hazinesi de kalbidir. Kalp, gönül, ruh biz toplum olarak erozyona uğrayan birçok özelliğimiz gibi bu kelimeleri de şarkılarda duymaya alıştık. Kalbimiz bize ya âşık olduğumuzda ya da hasta olduğumuzda lazım oluyor. Ruhumuz zaten öksüz bir çocuk gibi sokaklarda, barlarda, çarşılarda dilencilik yapıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hayata anlam katmak adına anlamsızlaştırdığımız şeyleri bir düşünün. Kalbimiz kırıklarla, deneme – yanılmalarla dolu, bedenimiz bizden 10 yıl sonrasında. Tüm bunların içinde biz neredeyiz? Çalışmak, mücadele etmek, özenmek, bu dünyayı fazla şımartmıyor muyuz? Nedir bu dünyadaki en eşsiz değerimiz? Bence insanın bu dünyadaki eşsiz değeri kendisidir. O zaman neden bu kadar hor kullanır kendini? Bu kadar yıpratır? Bu kadar yorar?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ortalama 60 yıllık bir hayat için bu koşuşturmacanın bir evcilik ya da dünyacılık, insancılık oynamak olduğunu düşünmüşümdür. Peki sonra? Sonrasında ne olduğunu da anlamak, anlamaya çalışmak bence tam bir, iki kere iki dört kadar iç tatmini sağlatacak kadar beynimiz olduğuna inanmıyorum. O beynimizin yukarıda dediğim gibi salt kıvrımlarının çokluğuyla dahi bunu kotarabileceğini düşünmüyorum. Kalp denen hareketli ve cisminden ziyade manevi eksenli oluşumun desteği olmaksızın bütün inançlarımız ki buna anne-baba sevgisinden, Allah inancına, güven,fedakarlık vs. hassasiyetlerimizden; yaşamın içinde barındırdığın bütün nedenlere kadar ona yani kalbe beynimizden daha çok ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Sadece beyniyle dünyayı yönetebileceklerine, her şeyi halledebileceklerine inanan insancıklara da yine aklımın gördüğü ama kalbimde olan acıma duygumun en yoğunluğuyla müthiş bir şekilde acıyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Biz o zaman beynimizin gelişmesi için yaptığımız bunca eğitim, düşünce vs. öğretileri kalbimiz için neden yapmıyoruz? Çünkü ya gerek duymuyor ya da işimize gelmiyor. Yıllardır yozlaştırılan hep algılarımız oldu. Dünyaya meyli bu kadar keyifli hale getiren yine bizler olduk ve şimdi oturup yine sanki bütün bunları başkaları yapmış gibi hayıflanıyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Algıları doğru yönetilen, yönlendirilen insanlar, bazen bir iç savaşa, bazen bir aile dehşetine bazen de namusu iki bacak arasında arayan kişilere dönüşmüyor mu? Ama yine o insanlar algılarını bir kenara bırakabilseler de dönseler kalplerine, o namus adına öldürdüğünün öz kardeşi, o taş attığının da bir insan evladı olduğunu anlamaz mı? Beynimizin yıllardır biriktirdiği resimler,sesler, sözler,adetler bunlar kimini başbakan yapıyor, kimini dağda terörist.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nerden başlamalı?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Önce tabiî ki herkesin kendi kalbine dönmesi şart. Herkes kendi evinin önünü temizlemeli önce. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[b]BÖYLELİKLE DÜNYA TERTEMİZ OLUR... :):):)[/b]</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Video,flash ve Animasyonlar ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=53&amp;thread_id=543</link>

	<description>İlâhî sıfatlar, zatî ve sübutî olmak üzere iki gruba ayrılıyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zatî sıfatlar : &lt;br /&gt;
1- Vücut (Varlık), &lt;br /&gt;
2- Kıdem (Ezeliyet, evveli olmama), &lt;br /&gt;
3- Beka (Ebediyet, ahiri olmama), &lt;br /&gt;
4-Vahdaniyet (Bir olma, şeriki bulunmama), &lt;br /&gt;
5- Kıyam binefsihî (Varlığının devamının zatından olması-başkasın yardımıyla olmaması ), &lt;br /&gt;
6- Muhalefetü’n- lil-havâdis ( Zatının mahlukatın zatlarına ve sıfatlarında mahluk sıfatlarına benzememesi) &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sübutî sıfatlar: &lt;br /&gt;
1-Hayat&lt;br /&gt;
2- İlim&lt;br /&gt;
3- İrade&lt;br /&gt;
4- Kudret&lt;br /&gt;
5- Sem (işitme) &lt;br /&gt;
6- Basar (görme) &lt;br /&gt;
7- Kelâm &lt;br /&gt;
8- Tekvin (Yaratma, var etme.) Tekvin sıfatı Maturudî mezhebine göredir. Diğer İtikat imamımız İmam Eş’arî, bu sıfatı müstakil bir sıfat olarak düşünmez. Böylece bu mezhepte Sübutî sıfatlar yedi tane olmuş olur. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı İslâmî kaynaklarda ilâhî isimlerden de sıfat diye söz edildiği görülür. Meselâ, Kerim Allah’ın bir ismidir. Aynı zamanda Allah’ı kerem sahibi olarak vasıflandırması cihetiyle de sıfat vazifesi görür. Kerim Allah dediğimiz zaman Kerim ismini sıfat makamında kullanmış oluruz. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yine bu kaynaklarda Cenâbı Hakk’ın sıfatları üç grupta mütalâa edilir: &lt;br /&gt;
1- Zâtî sıfatlar (Bunlar sübutî ve selbî olarak iki kısma ayrılırlar) &lt;br /&gt;
2- Fiilî sıfatlar. &lt;br /&gt;
3- Manevî sıfatlar. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah’ın bütün güzel isimleri bu sıfatlardan birine dayanır. Meselâ, Âlim ismi sıfat-ı sübutiyeden “ilim” sıfatına, Kadîr ismi “kudret” sıfatına, Mütekellim ismi kelâm sıfatına dayanır. Keza, Evvel ismi, zatî sıfatlardan kıdem sıfatına, Âhir ismi, bekâ sıfatına dayanır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlâhî isimlerden çoğu fiilî sıfatlara dayanmaktadır. Hâlik ismi, yaratma fiiline; Muhyi ismi ihya (hayatlandırma) fiiline; Musavvir ismi “tasvir”, yâni sûret verme fiiline; Mümit (ölümü verici) ismi, imate (ölümü verme) fiiline dayanır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazı isimler de manevî sıfatlara istinat ederler. Hakîm ismi Cenâbı Hakk’ın hikmet sahibi olması sıfatına; Kebir ismi, kibriya sahibi olma vasfına; Cemil ismi, cemal sahibi olmasına dayanır.</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Genel ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=6&amp;thread_id=540</link>

	<description>yaaa ben Allah&amp;#39;a inanıyorum ama hala daha içimde bazı sorular var.Namazlarımı kılıyorum kapalıyım...Ama hala içimde bazı sorular kaldı ve bu sorular beni ibadetlerimden soğutuyor. </description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Genel ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=6&amp;thread_id=539</link>

	<description>[b][color=#000000]İman edenlerin, Allah&amp;#39;ın zikrine ve hak olarak inene karşı kalplerinin yumuşaması için zaman hâlâ gelmedi mi? Onlar, daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasın ki, üzerinden zaman geçince kalpleri katılaşıvermiş ve birçoğu yoldan çıkmıştı.&lt;br /&gt;
Hadîd Sûresi, 57:16 &lt;br /&gt;
Allah&amp;#39;ın âyetleri karşısında duyarsız davrananlar hakkında Kur&amp;#39;ân&amp;#39;ın pek çok uyarıları vardır ki, bunların çoğunluğu, birinci derecede, iman etmeyenleri ilgilendirmektedir. Burada ise, doğrudan doğruya, inananlara yönelik olarak bir duyarsızlaşma, bir kalp katılaşması durumu söz konusu edilmekte ve uyarıda bulunulmaktadır. Bu âyet, bizden, sadece &amp;#39;İman ettik&amp;#39; demekle veya sadece kuru söz ve ruhsuz davranışlarla yetinmememizi istiyor, bundan daha ötesini bekliyor, &amp;#39;Zaman hâlâ gelmedi mi?&amp;#39; diyerek bir de sitemde bulunuyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce de değindiğimiz gibi, Kur&amp;#39;ân âyetlerine bugün inmiş gibi bakabildiğimiz zaman, onlarda ders alacak çok fazla şey buluruz. &amp;#39;Kalplerin yumuşaması için zaman hâlâ gelmedi mi?&amp;#39; sözü de, sanki bugün inmişçesine, özellikle zamanımıza hitap ediyor gibidir. Kur&amp;#39;ân&amp;#39;ın inişi sırasında ona muhatap olanların kalp yumuşaklığı ile bugün bizim yüzlerce defa işittiğimiz Kur&amp;#39;ân âyetlerine karşı tavrımız arasındaki fark, böyle bir hitaba bizden daha lâyık kimse olamayacağını gösteriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Âyetin işaret ettiği gibi, bu duyarsızlaşmanın zamanla da yakın ilgisi vardır. Bir mevsim meyvesinin ilk tadıldığı an, onun en tatlı olduğu andır. Nimetler kesintiye uğradığı zaman da insan bu tadı bütün canlılığıyla yakalayabilir: kışın ardından ilk defa solunan çayır kokusu, uzun bir hastalıktan sonra ilk defa deniz kenarında yürüyüş, bir iftar sofrasında tadılan zeytin veya bir yudum su, yahut en tatlı yerinde bölünmüş bir uykuya tekrar dalmak gibi&amp;amp;#8230;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu örneklerin hepsi de, aynı zamanda, Sahabenin Kur&amp;#39;ân okuyuşunu anlatan örneklerdir. Bediüzzaman, Sahabîler ve içtihad ile ilgili 27. Sözde bu konuda son derece önemli bir tespit yapar: Kur&amp;#39;ân-ı Hakîmin nurlarıyla hasıl olan o muazzam inkılâbın etkisi altında, Sahabîler, bütün duygu ve yetenekleriyle Kur&amp;#39;ân&amp;#39;a ve Allah&amp;#39;ın zikrine yönelmişlerdi. Öyle ki, onlar herhangi bir zikir veya bir tesbih sözünü söyledikleri zaman, dalgın zihinlerle ve dillerinin ucuyla söyleyip geçmezler, bütün anlamlarıyla o sözü söylerler ve bütün varlıklarıyla o sözden feyiz alırlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yine Bediüzzaman&amp;#39;ın 13. Sözdeki bir tespiti de aynı istikamette, Kur&amp;#39;ân&amp;#39;ın indiği çağda meydana getirdiği tesirle ilgilidir: Herşeyin vahşet ve cehalet karanlıklarına büründüğü bir zamanda, Kur&amp;#39;ân&amp;#39;ın &amp;#39;Göklerde ve yerde ne varsa Allah&amp;#39;ı tesbih eder&amp;#39; meâlindeki âyetleri, gecenin karanlığını gündüze çeviren bir gündoğumu gibi etki bırakmış; bu âyetlerin canlandırdığı kâinatta bütün varlıklar dirilerek candan bir dost oluvermiş, hepsi birden canlanarak en tatlı dillerle ve en gür sadalarla Yer ve Gökler Rabbini zikretmeye başlamışlardır. Risale-i Nur Müellifi, bu manzarayı gerçekten zevk edebilmek için, insanın kendisini o cahiliyet asrında hayal ederek Kur&amp;#39;ân âyetlerini &amp;#39;ilk defa&amp;#39; dinlemesi gerektiğini söyler. Zira Kur&amp;#39;ân&amp;#39;ın tasvir ettiği kâinat, zaman içinde insanlığın büyük çoğunluğu tarafından kabul edilen bir hakikat halini almış; bu arada meyvenin turfanda tadı da küllenmiş, manzaranın parlaklığı kalın bir ülfet perdesi altında canlılığını yitirmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kur&amp;#39;ân ise, bu durumu, &amp;#39;kalplerin katılaşması&amp;#39; olarak niteliyor. Ve ibret nümunesi olarak, daha önce kendilerine kitap verilenlerin âkıbetlerini gösteriyor: Aradan uzun zaman geçince onların da kalpleri katılaşmıştı. Daha başka âyetlerde de Kitap Ehlinin bu özelliği şiddetle yerilir. Bakara Sûresinin 74. âyeti, İsrailoğullarının, eriştikleri onca nimetlerden ve tanık oldukları mucizelerden sonra, kalplerinin yine katılaştığı, hattâ taştan da katı kesildiği bildirilir. Yine Bakara Sûresinin 88. âyeti ile Nisâ Sûresinin 155. âyeti ise, onların kendi dillerinden &amp;#39;Kalplerimiz örtülüdür&amp;#39; sözünü nakleder ve bu sebepten lânetlendiklerini bildirir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunlar, zaman içinde katılaşma eğilimi taşıyan kalplerin, kendi haline bırakıldıkları takdirde nasıl bir âkıbetle karşılaşacağını gösteren en uç örneklerdir. Öyle bir noktaya varıldığı zaman, zaten, uyarıların fayda vermeyeceği bir yere gelinmiş olacağı için, kulaklarımız henüz uyarılara açık iken Kur&amp;#39;ân bize bu sonucu göstererek ondan sakınmak için önlem almaya bizi çağırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu konu, bizi &amp;#39;Kalpler nasıl yumuşar?&amp;#39; sorusuna getiriyor ki, bu, bir defa sorulup da cevaplandırılacak bir soru değildir. Bu soru hergün tekrar tekrar sorulsa ve her defasında yeni baştan ona cevap aransa, yeridir diyebiliriz. Bediüzzaman&amp;#39;ın, Kur&amp;#39;ân dinlerken kendimizi o cahiliyet asrında farz etmek yönündeki tavsiyesi de, hiç kuşkusuz, kalp yumuşatma egzersizleri arasında yerini alacak önemli bir öğüttür.&lt;br /&gt;
[/color][/b]</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Dini Bilgiler ve Kaynakları ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=33&amp;thread_id=538</link>

	<description>[b]KUR&amp;#39;ÂN&amp;#39;IN ÂYETLERİ, ideal insan tanımlarıyla doludur. İçimizdeki insanlık cevherini ortaya çıkarıp geliştirecek, bizi olgunlaştıracak ve Allah&amp;#39;ın rızasına eriştirecek olan bu âyetler, önümüze alabildiğine geniş bir yarışma ufku açarlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yarışın bir alt sınırı vardır ki, Kur&amp;#39;ân, muhatabı olan her akıl sahibini bu sınırlara riayet etmekle yükümlü tutmuştur. İnanılması gereken şeylere inanmak, namaz ve zekât gibi farzları yerine getirmek, yasaklanmış olan şeylerden de kaçınmak suretiyle insan bu alt sınıra riayet etmiş olur. Bunun sonucu da, âyet ve hadislerin haber verdiği şekilde, bağışlanma ve Cennet ile ödüllendirilmektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat bu hayatın sonucunu sadece birtakım yükümlülükleri yerine getirerek sorumluluktan kurtulmaktan ibaret görmez ve daha fazlasına talip olursak, Kur&amp;#39;ân&amp;#39;ın bize gösterdiği hedefler arasında, hiç tükenmeyecek feyizler, bereketler, yüce idealler buluruz. Zaten Kur&amp;#39;ân&amp;#39;ın ruhu da buradadır. O bize yüce hedefler göstermekte ve bu hedeflere ulaşmak için yeteneklerimizi seferber etmeye bizi teşvik etmekte, bizi açıkça bir yarışa çağırmaktadır. Yalnız bu yarış, dünya işlerindeki yarışlar gibi rekabete dayanan ve tek galibi olan bir yarış değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dünya hayatının yarışlarında bir kişi kazanır; diğerleri onun gerisinde kalır ve kaybeder. Allah&amp;#39;ın rızasını ve Cennette yüksek dereceleri kazanmak için yarışanlar ise, ne kadar çok olsalar ve ne kadar büyük ödüllere de erişseler, Allah&amp;#39;ın rahmet hazinelerinden hiçbir şeyi eksiltmiş olmazlar. Âlemlerin Rabbi, gökler ve yer kadar genişliklerdeki Cennetlerinde yarışın bütün galiplerini birden göz görmemiş, akla gelmemiş nimetleriyle sonsuza kadar ödüllendirir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte, Âl-i İmrân Sûresinin 133. âyetinde, Yüce Allah bizi böyle bir ödül için koşuşmaya çağırıyor:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rabbinizden erişecek bir bağışlanmayı ve genişliği göklerle yer kadar olup da takvâ sahipleri için hazırlanmış bir Cenneti kazanmak için yarışın. &lt;br /&gt;
Kimdir o takvâ sahipleri?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu âyetin devamında ve daha başka âyetlerde bu özellikler madde madde sayılmış; hangi davranışlarla insanların böyle bir dereceye erişebilecekleri bildirilmiştir. Biz, bugünkü konumuz itibarıyla, bu maddelerden birine kısaca değineceğiz:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bollukta ve darlıkta Allah için harcayanlar. &lt;br /&gt;
Burada çıtanın daha yükseldiğini ve zekât deyince aklımıza gelen zorunlu bağışın daha yukarılarına konduğunu görüyoruz. Zekât, bilindiği gibi, Kur&amp;#39;ân&amp;#39;ın pek çok âyetinde imanın bir özelliği olarak ve namazla beraber sayılan son derece önemli bir emirdir. Bu emrin alt sınırı ise fıkıh kitaplarında ayrıntılarıyla incelenmiştir; genel bir ifadeyle belirtecek olursak, dinin &amp;#39;zengin&amp;#39; olarak tanımladığı bir kimse, malının kırkta birini yoksula bağışlayarak bu sorumluluktan kurtulur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu âyette ise, Yüce Allah, bu alt sınırın hakkını veren ve daha da ötesine geçmek isteyen kullarına son derece geniş bir kapı daha açmakta ve onlara hedef olarak en yüksek Cennet mertebelerini ve kendi hoşnutluğunu göstermektedir. Eğer insan dilerse bu imkânı kullanır ve ömrünün her gününü, her saatini, her ânını, ebedî âlemlerde hiç tükenmeyen kazançlar sağlayacak yatırımlara dönüştürebilir; kelimenin tam anlamıyla, sürekli olarak iyilik üretmeye programlanmış bir hayır makinesi halini alabilir. İşte bunun bir anahtarı; yahut, sürekli şekilde iyilik ve güzellik üreten bir hayır makinesinin özelliklerinden biri:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;#39;Bollukta ve darlıkta Allah için harcamak.&amp;#39; &lt;br /&gt;
Bu özellik, sadece âhiret ödülünün değil, dünya hayatındaki huzur ve mutluluğun da bir anahtarıdır. Zira Yüce Allah, insanı, almakla değil, vermekle huzur bulacak şekilde yaratmıştır. Onun içindir ki, kendilerini devamlı olarak almaya şartlandıranların hayatta doyuma ulaştıklarını göremezsiniz. Vermeyi öğrenenler ise, hayatın hazzını yakalamış kimselerdir; onlar en büyük zevklerini alırken değil, verirken yaşarlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ve yine bu yüzdendir ki, maddeci medeniyetin insanları darlığa düştükleri zaman, ilk olarak hayırlarından kısıntıya giderler. Kur&amp;#39;ân&amp;#39;ın terbiyesi altında yetişen insanlar ise, böyle durumlarda hayır musluklarını daha da açarlar. Böyle yapmakla kendi insanî yeteneklerini inkişaf ettirerek en yüksek Cennetlere lâyık bir hal alırken, aynı zamanda, Yer ve Gökler Rabbinin rahmetine olan iman ve itimatlarını da bir kere daha göstermiş olurlar. Kendisi darda iken Rabbinin rahmetine güvenen ve kendi sıkıntısına aldırmadan başka kulların derdine Allah&amp;#39;ın rahmetinden derman yetiştirmeye çalışan insan kadar hangi şey Allah katında sevimli olabilir?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah, elbette ki, öyle kulların ümitlerini dünyada da, âhirette de boşa çıkarmaz.&lt;br /&gt;
alıntı.[/b]</description>

	</item>

</channel>
	</rss>
