<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>




<rss version="2.0">

<channel>
<title>Dini Sohbet - iSlami Sohbet, Dini Chat, Dini Forum, dini Sohbetler. Yeni Tartışma Konuları</title>
<link>http://www.dinisohbete.com/</link>
<description>Dini Sohbet - iSlami Sohbet, dinisohbet, dini sohbet odalari, dini sohbetler, dini forum, Dini Chat,  DiniSohbete.Com</description>
<managingEditor>wWw.X-iWeb.Ru</managingEditor>
<webMaster>Dini Sohbet - iSlami Sohbet, Dini Chat, Dini Forum, dini Sohbetler. Yeni Tartışma Konuları</webMaster>
<language>ru-ru</language>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Kur&#39;an Tefsiri ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=20&amp;thread_id=524</link>

	<description>/ALAK (Embriyon) SURESİ&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
Rahman ve Rahîm Allah adına.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Ayetlerin Meali :&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            1 - Oku! Yaratan Rabbinin adına;&lt;br /&gt;
            2 - ki O, insanı alaktan (embriyondan) yarattı.&lt;br /&gt;
            3 - Oku! Senin Rabbin ise Ekrem`dir (en üstün olandır).&lt;br /&gt;
            4 - O ki kalemle öğretti;&lt;br /&gt;
            (Veya)&lt;br /&gt;
            3, 4 - Oku! En üstün olan senin Rabbin ise kalemle öğretendir;&lt;br /&gt;
            5 - insana bilmediğini öğretti.&lt;br /&gt;
            6 - 8 -  Hayır&amp;amp;#8230; Hayır&amp;amp;#8230; Dönüş Rabbine olmasına rağmen insan, kendini yeterli gördüğünde (zengin olduğuna inandığında), kesinlikle azar (tuğyan eder).&lt;br /&gt;
            9, 10-  Namaz kıldığı (haniflik ettiği, şirke ve tağuta karşı çıktığı) zaman bir kulu, engelleyen kişiyi gördün mü?&lt;br /&gt;
            11, 12-  Gördün mü, eğer o kul doğru yol üzerinde idiyse ya da  takvayı  emrettiyse!&lt;br /&gt;
            13-  Gördün mü, eğer o yalanlamış ve yüz çevirmiş ise!&lt;br /&gt;
            14-  O, bilmedi mi? Kesinlikle Allah`ın görmekte olduğunu!&lt;br /&gt;
            15, 16-  Hayır&amp;amp;#8230; Hayır&amp;amp;#8230; Eğer o, son vermeyecek olursa, ant olsun,  perçemden; yalancı, günahkâr perçemden tutup sürükleyeceğiz.&lt;br /&gt;
            17-  O zaman o meclisini çağırsın.&lt;br /&gt;
            18-  Biz  zebanileri çağıracağız.&lt;br /&gt;
            19-  Hayır&amp;amp;#8230; Hayır&amp;amp;#8230; Ona boyun eğme! Ve secde et ve yakınlaş.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
Ayetlerin tahlili:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            1. Ayet: &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Oku! Yaratan Rabbinin adına;&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            İkra` ve Kur`an sözcükleri:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            `&amp;amp;#1573;&amp;amp;#1602;&amp;amp;#1585;&amp;amp;#1571;  İkra` sözcüğü, &amp;amp;#8220;&amp;amp;#1602;&amp;amp;#1585;&amp;amp;#1571;  qaree&amp;amp;#8221; fiilinin emir kipidir. Bu sözcük İbranice`de ve Süryanice`de de mevcuttur. Meselâ şu anda bile Süryanice`de &amp;amp;#8220;okumak&amp;amp;#8221; sözcüğü için &amp;amp;#8220;kıryono&amp;amp;#8221; kullanılır. &amp;amp;#8220;ikri&amp;amp;#8221; sözcüğü de &amp;amp;#8220;adımla, oku&amp;amp;#8221; anlamındadır. Araştırmacılar &amp;amp;#8220;ikra`&amp;amp;#8221; sözcüğünün, hangi dilden diğerine geçmiş olduğu konusunda tam bir kanaat sahibi değildirler. (Dr. Subhi es Salih, Mebahis Fi ulum-il Kur`an; Aziz Günel, Türk Süryaniler Tarihi; Dr. Semih Ebu Muğulî, Fil-l Kur`ân Min Külli Lisan adlı eserler.)&lt;br /&gt;
            Kur`an`daki terimler üzerinde büyük uzman Ragıb el İsfehânî`nin, Müfredat; Arap dili ve kökeni üzerinde büyük otorite olan İbn-i Menzur`un, Lisan-ül Arab ve Zebidi`nin, Tac-ül Arus adlı eserlerinde beyan ettiklerine göre; henüz defter-kitap ortada yok iken &amp;amp;#8220;qaree&amp;amp;#8221; sözcüğü, &amp;amp;#8220;hayız kanının rahimde toplanması ve dışarı atılması&amp;amp;#8221; anlamına üretilmiş (vazedilmiş) ve bu anlamda kullanılmıştır. Zaman içerisinde bu sözcük, kadınların hayızlı (kanamalı) geçen günleri ile takip eden kanamasız günlerini kapsayan dönemlerinin  adı olarak kullanılmıştır.  Nitekim sözcüğün Bakara suresinin 228. ayetindeki gibi kullanımı bu anlamdadır.&lt;br /&gt;
            Daha sonra bu sözcük, &amp;amp;#8220;istiare (ödünç alma) yoluyla bir şeyleri biriktirip onu dağıtmak; başka yerlere nakletmek&amp;amp;#8221; anlamında kullanılmaya başlamıştır. Lisan-ül Arab`da yer aldığına göre &amp;amp;#8220;develerin, hamile kalıp yavruyu rahimde taşıyıp sonra da doğurmasına    &amp;amp;#1602;&amp;amp;#1585;&amp;amp;#1571;&amp;amp;#1578; &amp;amp;#1575;&amp;amp;#1604;&amp;amp;#1606;&amp;amp;#1617;&amp;amp;#1575;&amp;amp;#1602;&amp;amp;#1577;  qareetinnagatü&amp;amp;#8221; denilirdi.&lt;br /&gt;
            Yukarıdakilere ek olarak bu sözcük bir de, &amp;amp;#8220;harfleri, kelimeleri, cümleleri ya da bilgileri bir araya getirip bir başkasına nakletme&amp;amp;#8221; eylemi için kullanılmaktadır. İşte bu sözcüğün &amp;amp;#8220;okumak&amp;amp;#8221; anlamında kullanılma nedeni budur.&lt;br /&gt;
            Ne var ki bu sözcüğü kısaca &amp;amp;#8220;okumak&amp;amp;#8221; diye çevirmek, maalesef yeterli olmamaktadır. Kur`an`da bu sözcüğün neden kullanıldığını anlamak bakımından da yanlış sonuç vermektedir. Çünkü, Türkçe`de kullanılan &amp;amp;#8220;okumak&amp;amp;#8221; sözcüğünün karşılığı, Arapça`da &amp;amp;#8220;tilâvet&amp;amp;#8221; sözcüğüdür. Buna, hazır olan bir metni okumak diyebiliriz. Ancak Kur`an`ın &amp;amp;#8220;ikra`&amp;amp;#8221; sözcüğü ile bu anlamda bir okumayı kastetmediği açıktır. A`lâ suresinde geçen &amp;amp;#8220;Biz sana biriktireceğiz ve dağıttıracağız, sen de unutmayacaksın&amp;amp;#8221; ifadesi ile Kıyamet suresinin 17-19. ayetlerinde de tekrarlanan buna benzer ifadeler bize göstermektedir ki; &amp;amp;#8220;Kıraat, önce bir şeyleri (bilgileri) zihinde, kitapta vs. toparlayıp, hazırlayıp ondan sonra başkalarına sözlü ya da yazılı olarak aktarmaktır.&amp;amp;#8221; Ele bir gazete, dergi, kitap alıp sessizce okuyup bir şeyler öğrenmek &amp;amp;#8220;kıraat&amp;amp;#8221; sözcüğünün ifade ettiği okumak olmayıp &amp;amp;#8220;tilavet&amp;amp;#8221; sözcüğünün ifade ettiği okumaktır.  Görüldüğü üzere &amp;amp;#8220;ikra&amp;amp;#8221; sözcüğünün esas anlamını tek bir sözcükle ifade edemiyoruz. Meal ve tahlilde &amp;amp;#8220;ikra&amp;amp;#8217;&amp;amp;#8221; sözcüğüne &amp;amp;#8220;oku!&amp;amp;#8221; diye anlam vermiş olsak da doğrusu açıkladığımız gibidir. Bu dikkatten kaçırılmamalıdır.&lt;br /&gt;
            Şu halde konumuz olan &amp;amp;#8220;ikra`&amp;amp;#8221; emrinden, peygamberimizde bir şeylerin biriktirileceğini ve sonra da bu biriktirilenlerin yine ona dağıttırılacağını anlamamız gerekir. Diğer bir ifadeyle  peygamberimiz, Allah`tan bir şeyler öğrenecek ve öğrendiklerini insanlara öğretecektir. Bu öğretmeyi ister sesli isterse yazılı yapacaktır. Kendisine &amp;amp;#8220;ikra`&amp;amp;#8221; emir sözcüğü ile emredilen; verilen görev işte budur. Bu konuda şu ayetlere bakılabilir: İsra; 14, 45, 93, 106, Nahl; 98, Şuara; 199, A`râf; 204, İnşikak; 21, A`lâ; 6 ve Müzzemmil; 20.&lt;br /&gt;
            Ancak unutulmamalıdır ki bu ayetler kendisine vahyolduğu zaman neyi okuyacağını, neyi zihninde toparlayacağını, neyi depolayacağını, neyi taşıyacağını ve neyi dağıtacağını peygamberimiz henüz bilmemektedir.&lt;br /&gt;
            Hud suresinin 1. ayetinde belirtilen Kur`an`ın &amp;amp;#8220;önce ihkam (yasalaştırma) sonra tafsil (detay, ayrıntı)&amp;amp;#8221; üslûbu doğrultusunda Kur`an`ın önsözü mahiyetinde olan bu surede işaret edilenlere, ilerideki ayetler ve surelerde detay verilecektir.&lt;br /&gt;
            &amp;amp;#8220;&amp;amp;#1602;&amp;amp;#1585;&amp;amp;#1570;&amp;amp;#1606;  Kur`an&amp;amp;#8221; sözcüğü de bu kökten türetilmiş &amp;amp;#8220;Furqan&amp;amp;#8221; kalıbında mastar ve isimdir. Anlamı da, &amp;amp;#8220;emir, nehy, kıssa toplanıp dağıtılan (Allah`tan alınıp, kullara tebliğ edilen); Allah`tan öğrenilip kullara öğretilen&amp;amp;#8221; demektir.&lt;br /&gt;
            Özetle söyleyebiliriz ki &amp;amp;#8220;ikra`&amp;amp;#8221; emri, toplamak ve dağıtmak anlamı ekseninde &amp;amp;#8220;Vahyolunacağı zihninde toparla/ oku /dağıt, tebliğ et&amp;amp;#8221; anlamına gelir.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Yaratan Rabbinin adına.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Verilen görev Yaratan Rabb adınadır. Bundan sonra yerine getirilecek görevde kişisel bir amaç ve çıkar söz konusu olmayacaktır.&lt;br /&gt;
            Peygamberimiz bundan böyle Rabbini de yavaş yavaş tanıyacaktır: Yaratan, Ekrem (En üstün olan), Kalemle öğreten&amp;amp;#8230;. Daha sonra Rabbülâlemin (Tüm yaratıkların Programcısı)&amp;amp;#8230;. Rahman (Çok merhametli), Rahîm (Hep merhametli), Malik-i yevmiddin (Karşılık gününün kralı), Rabbül felâk (çatlamanın programcısı), Rabbünnas (İnsanların programcısı), Habir (Her şeyden haberi olan)&amp;amp;#8230; Vahy geldikçe Esma-i Hüsna dediğimiz Rabbimizin güzel isim ve sıfatları öğrenilecek ve Rabbimiz tanınacaktır.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            &amp;amp;#1575;&amp;amp;#1604;&amp;amp;#1585;&amp;amp;#1617;&amp;amp;#1576;&amp;amp;#1617;  Rabb, &amp;amp;#8220;Terbiye edip eğiten, yarattıklarını belirli bir programa göre uygun olarak bir takım hedeflere götüren, tekâmülü (gelişmeyi) programlayıp yöneten&amp;amp;#8221; demektir. &amp;amp;#8220;Rabb&amp;amp;#8221; kavramı &amp;amp;#8220;Yaratan&amp;amp;#8221;, &amp;amp;#8220;ilâh&amp;amp;#8221; gibi diğer kavramlarla karıştırılmamalıdır.&lt;br /&gt;
            Allah`ın Rabb özelliği zerreden evrene her nesne üzerinde ilk var oluşundan (doğumundan, oluşumundan) itibaren en son aşamaya kadar devam etmektedir. Hiçbir varlık hiçbir zaman bu programdan ayrı değildir. Rabb sıfatı Kur`an`da en çok geçen sıfattır ki tam 903 kez  yer alır.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            2.   Ayet:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
             ki O, insanı alak (embriyondan) yarattı.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Eski tefsirlerde(!) &amp;amp;#8220;&amp;amp;#1593;&amp;amp;#1604;&amp;amp;#1602; alak&amp;amp;#8221; sözcüğünün karşılığı, kelimenin sözlük anlamlarının dışında &amp;amp;#8220;kan pıhtısı&amp;amp;#8221; olarak yer alıyordu. Bunun nedeni; ya ilk Yunan hekimi Hipokrat ve takipçilerinin etkisi, ya da düşük yapan bir kadında, düşük halindeki ceninin, rahim kanıyla karışık görüntüsünün kabaca izlenimiydi.&lt;br /&gt;
            &amp;amp;#8220;Alak&amp;amp;#8221; sözcüğü; &amp;amp;#8220;birleşmek, bitişmek, asılı olmak, cezp etmek, gönülden sevgi ve aşk&amp;amp;#8221; anlamlarına gelmektedir.&lt;br /&gt;
            İnsanın yaratılışındaki &amp;amp;#8220;alak&amp;amp;#8221; evresi, &amp;amp;#8220;nutfe&amp;amp;#8221; evresinden sonradır (Müminun; 14 ve Hacc; 5). Nutfe/ spermatozoid tarafından döllenen yumurta, rahime yapışır. Böylece embriyon, rahim üzerinde bir kök oluşturarak rahime çengelle asılmış bir görünüm arz eder ve o kök ile beslenir. Rahime asılı bu döllenmiş yumurta adeta bir parazit pozisyonunu andırır. Başka bir ifadeyle aslında bu &amp;amp;#8220;lârva&amp;amp;#8221; yani embriyon kurtçuğu, parazitin bizzat kendisidir. Cenin hamilelik süresince bir parazit olarak anneden beslenir. (Geniş bilgi modern biyoloji ve embriyoloji kitaplarından elde edilebilir.)&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Bu ayetten şu anlamları çıkarmak mümkündür:&lt;br /&gt;
            Allah en basitten, en olmadık şeyden mükemmel insanı yaratandır.&lt;br /&gt;
            Veya  kibirli olanı (Ebu Cehil`i ve benzerlerini) bir pis şeyden yaratandır. İnsanın evveli cife (iğrenç şey), ahiri lâşedir (leş). Öyleyse bu kibir niyedir? Yani kibrin yersizliği de vurgulanmaktadır.&lt;br /&gt;
            Aslında, Rabbimiz`in embriyondan yarattığı sadece insan değildir. Canlıların birçoğu  embriyondan yaratılmaktadır. Burada niçin sadece insandan söz edilmektedir diye düşünebiliriz. Bize göre canlılar içinde akıl sahibi, mükellef (yükümlü) tutulan, muhatap alınan &amp;amp;#8220;insan&amp;amp;#8221; olduğu için ayette sadece &amp;amp;#8220;insan&amp;amp;#8221; yer almıştır.&lt;br /&gt;
            Ayetten İşaret anlamı olarak &amp;amp;#8220;koskoca insanı küçücük bir hücreden yaratan Rabbin, bir Muhammed`den de koskoca bir ümmet yaratacaktır&amp;amp;#8221; mesajı da alınabilir.&lt;br /&gt;
            Alak/ embriyonun mahiyetinin, bu ayetin indiği dönemde henüz tam bilinmediği dikkate alınırsa, bu ayet içeriği itibariyle bugün mucize niteliği de taşımaktadır.&lt;br /&gt;
            Anlatımlar &amp;amp;#8220;tekil&amp;amp;#8221; insan (Ebu Cehil) kimliğinde olmasına rağmen  tüm insanlığı içine almaktadır.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            3.   Ayet:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Oku!&lt;br /&gt;
            Senin Rabbin ise Ekrem`dir/ en üstün olandır.        &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            &amp;amp;#8220;&amp;amp;#1573;&amp;amp;#1602;&amp;amp;#1585;&amp;amp;#1571;  ikra`&amp;amp;#8221; yineleniyor. Mesaj; bir metni en az iki kez okuyunuz! Bu suredeki &amp;amp;#8220;senin Rabbin&amp;amp;#8221; ifadesi, Fatiha suresinde &amp;amp;#8220;Rabbülâlemin (Âlemlerin Rabbi)&amp;amp;#8221; olacaktır.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Senin Rabbin ise Ekrem`dir/ en üstün olandır.  &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Ayetteki &amp;amp;#8220;ise&amp;amp;#8221; sözcüğü, ayetin anlamı açısından son derece önemlidir. Buradaki &amp;amp;#8220;ise&amp;amp;#8221; sözcüğü, bir mukayese yapıldığını belirtmektedir. Ebucehil`in Kâbe`de namaz kılan, sosyal faaliyetlerde bulunan Muhammed`i engelleyişi ve hezeyanları (saçmalamaları), mukayese edilenin Ebucehil olduğunu göstermektedir. Yani; &amp;amp;#8220;o (Ebucehil) kerim (cömert, saygın) ise, senin Rabbin Ekrem`dir (En cömert, en saygın, en üstün olandır)&amp;amp;#8221; anlamı ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;
            Ayetlerdeki  &amp;amp;#8220;&amp;amp;#1608;  Vav&amp;amp;#8221; ihmal edildiği için meal ve tefsirlerin çoğunda &amp;amp;#8220;ise sözcüğü bulunmamaktadır. Bu hatanın sonucunda bu ayetin işaret etmiş olduğu Ebucehil`in kerimliği akıldan uzaklaşmakta ve cümle sağlıklı olarak anlaşılamamaktadır.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            4, 5.   Ayetler:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            4- O ki kalemle öğretti;&lt;br /&gt;
            (veya)&lt;br /&gt;
            (3, 4-  Oku! En üstün olan senin Rabbin ise kalemle öğretendir;)&lt;br /&gt;
            5- insana bilmediğini öğretti.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Allah, kendisini peygamberimize tanıtmaya başlıyor: Rabb, yaratıcı, en cömert, en üstün ve bilgilendirici.&lt;br /&gt;
            Kullar açısından en önemli şey, en gerekli şey bilgidir. Demek istenmektedir ki bundan sonra Allah bilgi akıtacak, vahyedecek ve peygamber o bilgileri toparlayacak; ezber edecek, yazacak ve insanlara tebliğ edecektir (iletecektir).&lt;br /&gt;
            Peygamberimiz tâğutla, tuğyanla, şimdilik bilgi silâhıyla mücadele etmelidir. Yani herkesi bilgilendirmeye çalışmalıdır.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Kalem ile talim: Kalem, ilmin (okulun-kitabın) iletişim ve neşriyatın (her türlü yayının) sembolüdür.  İşaret anlamıyla da, gönderilecek vahylerin kalemle yazılmasının, zapturapt altına alınmasının gereğine işaret eder. Zaten peygamberimiz de hemen vahy kâtiplerini oluşturmuş, her ayeti yazılı metin haline getirmek suretiyle tartışmasız bir durum sağlamıştır. Ya yazılmasaydı, yazdırılmasaydı herhalde aşağıdaki fıkra gibi olurdu.&lt;br /&gt;
            Fıkra şöyle:&lt;br /&gt;
            &amp;amp;#8220;Bir albay binbaşıya emir verir: &amp;amp;#8220;Yarın güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay değil. Sen eğitim elbiseleriyle bütün askerleri eğitim alanında topla. Ben onlara bu olayı izah edeceğim. Eğer yağmur yağarsa o zaman içeriye, kapalı eğitim alanına alırsın. Ben onlara gerekli izahatı vereceğim.&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
            Binbaşı da, yüzbaşıya: &amp;amp;#8220;Yarın albayın emriyle güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay değil. Eğer yağmur yağarsa merasim kapalı talimgahta yapılacaktır. Askerleri kapalı alana alırsın&amp;amp;#8221; der.&lt;br /&gt;
            Bunun üzerine yüzbaşı teğmene şu talimatı verir: &amp;amp;#8220;Yarın albayın emriyle saat 9.00`da güneş tutulması açılış töreni yapılacak. Her zaman görülen bir olay olmadığından askerler eğitim elbiseleriyle gelsin. Eğer yağmur yağarsa o zaman kapalı talimgâhta bu merasim yapılacaktır.&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
            Teğmen de başçavuşa der ki: &amp;amp;#8220;Yarın açık talimgâhta talim elbisesiyle albay tutulacaktır. Dolayısıyla siz bütün askerleri hazır bulundurun.&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
&amp;amp;#8230;&amp;amp;#8230;&amp;amp;#8230;&amp;amp;#8230;..&lt;br /&gt;
            Askerler de kendi aralarında şöyle konuşurlar: &amp;amp;#8220;Bizim başçavuş yarın albayı tutuklayacak. Biz de seyredeceğiz.&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Zamanında yazılmasına engel olunmuş peygamber sözlerini, fiillerini, takrirlerini (anlatmalarını, ders vermelerini) iki asır sonra sözlü nakillerden toplayanların topladıklarının, acaba bu fıkradaki değişimden farkı var mıdır!&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Kalem mecazî bir ifadedir. Kalem insanlığın gelişiminin yücelişinin en önemli aletidir. Kalemden amaç bilgidir, okuldur. Her türlü eğitim malzemesidir. Buradan, eğitimin tüm alt ve üst yapısının hazırlanması gereğini de anlamalıyız.&lt;br /&gt;
            Kalem, mecaz olarak ele alınmaz ise, uyduruk rivayetler ön plana çıkıverir,  Arş&amp;amp;#8217;ın etrafına melekler oturtulur, önlerine hokkalar konur, peygamberimiz de miraçta  kalemlerin gıcırtısını dinler ve gelir anlatır (!).&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            6 - 8.   Ayetler:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Hayır&amp;amp;#8230; Hayır&amp;amp;#8230;&lt;br /&gt;
            Dönüş Rabbine olmasına rağmen insan, kendini yeterli  gördüğünde (zengin olduğuna inandığında) kesinlikle azar (tuğyan eder).&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            &amp;amp;#8220;Kellâ (Harf red`)&amp;amp;#8221;nın anlamı &amp;amp;#8220;Hayır.. Hayır&amp;amp;#8230;&amp;amp;#8221; Demektir. Bu sözcük, muhataptaki bir düşünce veya eylemi inkâr ve reddetmek için söylenir. Babanın çocuğuna müdahalesi, öğretmenin öğrencisine müdahalesi anlamında olup. Bildiğimiz herhangi bir soruya verilen olumsuz cevap olan &amp;amp;#8220;hayır&amp;amp;#8221; sözcüğü ile alâkası yoktur.&lt;br /&gt;
            Burada  reddedilen nedir? Bunu bulamazsak ayetler ve sure anlamsızlaşır, edebî mucize olan Kur`an`ın, garabetle/ anlam bozukluklarıyla dolu meal ve anlatımları ortaya çıkar.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Bazı tefsirciler(!), bu sözü &amp;amp;#8220;Ebucehillerin yaptıklarına red&amp;amp;#8221; olarak algılayıp, &amp;amp;#8220;Hayır, onun zannettiği gibi değil&amp;amp;#8221; diye kitaplarına yansıtmışlardır. Oysa muhatap &amp;amp;#8220;o&amp;amp;#8221; veya &amp;amp;#8220;onlar&amp;amp;#8221; değildir. O anda, ilk vahy esnasında Allah`ın karşısında sadece peygamberimiz vardır. Ve Allah peygamberimize &amp;amp;#8220;Hayır&amp;amp;#8230; Hayır&amp;amp;#8230;&amp;amp;#8221; demektedir. Yani Allah, peygamberimizin yaptığı veya düşündüğü bir şeye müdahale etmektedir.&lt;br /&gt;
            Kellâ`nın anlamı birçok meal ve tefsirde maalesef ya ihmal edilmiş, ya da yanlış verilmiştir.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Peygamberimiz kendisine vahyler gelirken hiçbir şey yapmadı ve söylemedi. Sadece dinledi. O zaman Rabbimiz neye müdahale etmiş olabilir? Tabiî ki peygamberimizin zihninde oluşturduğu şeylere. Çünkü Allah, Alîmün bizatissudur`dur (akıllardan geçenleri bilendir).&lt;br /&gt;
            Kalem suresi, A`lâ suresi, Müddessir ve Müzzemmil suresi gibi ilk inen surelerdeki ayetlerin işaretinden öğreniyoruz ki bu olay karşısında peygamberimizin aklına çok şey geldi: Peygamber seçilişinden şüphelendi (Yunus; 94). Kendini buna uygun bulmadı. Verilen görevi zor gördü. Mücadele edeceği kitleyi çok güçlü ve acımasız gördü. Kendisinin hakkında delirdiği, mecnun olduğu yolunda çıkabilecek söylentileri düşündü. Rabbimiz bu düşüncelerin yersizliğini, peygamberimizin bunları kafasından çıkarıp atmasını isteyerek ona Kellâ (Hayır&amp;amp;#8230; Hayır&amp;amp;#8230;) diye seslendi. İşte buradaki Kellâ (Hayır&amp;amp;#8230; Hayır&amp;amp;#8230;)`ın anlamı budur.  &lt;br /&gt;
            Yani; &amp;amp;#8220;İşte insanlığın tuğyanı, firavunlaşması, zalim bir sistem oluşturması nedeniyle&amp;amp;#8230; seni peygamber yapıyorum&amp;amp;#8230; bundan sonra sana vahy olunanları toplamalısın,  onları başkalarına taşımalısın; tebliğ etmelisin.&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
            Ayette bahsedilen azma/ tuğyan; mahallede, sokakta şımarık davranışlarla yapılan sıradan bir azma ve şımarma değildir. O nedenle tuğyan ve onun mümessili (temsilcisi) tağut ile ilgili biraz ayrıntılı ve kavramsal bilgi verme ihtiyacını duyuyoruz.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            TUĞYAN&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&amp;amp;#1591;&amp;amp;#1594;&amp;amp;#1610;&amp;amp;#1575;&amp;amp;#1606;   Tuğyan; haddi aşma, zulüm, azgınlık, sapıklık, isyan, küfür demektir.&lt;br /&gt;
            Tuğyan kelimesi &amp;amp;#8220; &amp;amp;#1591;&amp;amp;#1594;&amp;amp;#1609; tağâ&amp;amp;#8221; (azdı, taştı, zulmetti) fiilinin mastarı olarak Kur`an`da dokuz yerde geçer. Ayrıca haddi aşıp azgınlık yapan kişi ve topluluklar manasında (taği) altı yerde; insanları yoldan çıkaran, azdıran &amp;amp;#8220;şeytan&amp;amp;#8221;, &amp;amp;#8220;put&amp;amp;#8221; ve &amp;amp;#8220;kâhin&amp;amp;#8221; anlamında (tağut) sekiz yerde geçer. Mastar ve diğer türevleriyle birlikte bu kelime Kur`an`da toplam otuz dokuz yerde zikredilir (anılır). (Bk. İbn Menzur, Lisan-ül Arab, &amp;amp;#8220;&amp;amp;#1591;&amp;amp;#1594;&amp;amp;#1609;  Tağa&amp;amp;#8221; maddesi.)&lt;br /&gt;
            Tuğyan, insanın tabiatında vardır. Vahye kulağını tıkayan, kendi aklını yegâne rehber kabul ederek kendini beğenen &amp;amp;#8220;bencil&amp;amp;#8221; insan, bir de çok mal sahibi olup kendini ihtiyaçtan uzak görmeğe başladı mı, tuğyan içine düşmüş olur.&lt;br /&gt;
            İnsan, kendisinde istediğini yapabilecek bir güç, bilgi ve yetenek hissettiği zaman artık Allah`ı unutur; gerçek kudrete, ilime ve istediğini dileme ve yapabilme güç ve iradesine sahip olanın yalnızca Allah olduğunu aklından çıkarır. Bu durum insan için tuğyana açılan bir kapıdır; artık dilediğini yapar, hak-hukuk ve hiçbir sınır tanımaz. Allah`a ortak koşmaya, nefsini O`nun yerine geçirip heva ve heveslerinin peşinden gitmeye başlar. İşte bu hâl, tuğyan hâlidir ve bu tür insanlar da Kur`an`ın diliyle &amp;amp;#8220;tağî&amp;amp;#8221;dir.&lt;br /&gt;
            Kur`an`da &amp;amp;#8220;Firavun&amp;amp;#8221;, &amp;amp;#8220;Tuğyan&amp;amp;#8221;ın simgesi olarak takdim edilmiştir. O, bütün gücün kendi elinde olduğuna inanıyor, insanları küçük görüyor, onları öldürüyor ve en kötü işkenceye maruz bırakıyordu (Bakara; 49, İbrahim; 6). Firavun mantığına göre bütün insanlar onun kulu-kölesi; &amp;amp;#8220;Mısır ve nehirler&amp;amp;#8221; onun mülkü idi. Firavun milletine şöyle seslendi: &amp;amp;#8220;Ey milletim! Mısır hükümdarlığı ve memleketimde akan bu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?&amp;amp;#8221; (Zühruf; 51).&lt;br /&gt;
            Eğer ona Musa ve Harun gibi iki mübarek peygamber gidip de &amp;amp;#8220;tuğyan&amp;amp;#8221;ını hatırlatmasa ve onu Allah`a çağırmasa idiler, belki o ahirette Allah`a karşı özür beyan etme bahanesi üretebilir, &amp;amp;#8220;Ya Rabbi bana bir uyarıcı gelmedi ki&amp;amp;#8221; diyebilirdi. Çünkü azgınlığının farkında değildi; insanları köle olarak çalıştırmayı, onlara işkence etmeyi ve öldürmeyi, tabiî hakkı olarak görüyordu. Saltanatı onu mağrur etmişti.&lt;br /&gt;
            Tuğyanın temelinde &amp;amp;#8220;kibir&amp;amp;#8221; ve &amp;amp;#8220;bencillik&amp;amp;#8221; yatar. Şeytanın da azgınlığının sebebi kibir ve bencillik idi. Bu bakımdan Nisa suresinin 51. ayetinde &amp;amp;#8220;Tağut&amp;amp;#8221;, şeytanı (İblisi) da kapsamaktadır.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            TAĞUT&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&amp;amp;#1591;&amp;amp;#1575;&amp;amp;#1594;&amp;amp;#1608;&amp;amp;#1578;   Tağut, azgın, sapık, kötülük ve sapıklık önderi, zorba, şeytan, put, puthane, kâhin, sihirbaz, Allah`ın hükümlerine sırt çeviren kişi ve kuruluşların tümü, anlamlarına gelir. Arapça &amp;amp;#8220; &amp;amp;#1591;&amp;amp;#1594;&amp;amp;#1609;  Teğa&amp;amp;#8221; kökünden türetilmiş olup kelimenin mastarı olan &amp;amp;#8220;&amp;amp;#1591;&amp;amp;#1594;&amp;amp;#1610;&amp;amp;#1575;&amp;amp;#1606;  Tuğyan&amp;amp;#8221;, Yüce Allah`a isyan etmek anlamına gelmektedir.&lt;br /&gt;
            &amp;amp;#8220;Tuğyan&amp;amp;#8221; ile aynı kökten gelen &amp;amp;#8220;Tağut&amp;amp;#8221; kelimesi; azgın, insanlara zorla hükmeden, kâfir, zorba kişiyi ifade eder.&lt;br /&gt;
            Kur`an`da; Allah, müminlerin dostu ve yardımcısı; &amp;amp;#8220;Tağut&amp;amp;#8221; ise, kâfirlerin dostu ve yardımcısı olarak gösterilmiş ve müminlerin, &amp;amp;#8220;Allah yolunda savaştıkları&amp;amp;#8221; kâfirlerin ise, &amp;amp;#8220;tağut yolunda savaştıkları&amp;amp;#8221; ifade edilmiştir:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
Bakara suresi ayet 257:          Allah inananların dostudur, onları karanlıklardan&lt;br /&gt;
                                               aydınlığa çıkarır, inkâr edenlerin ise dostları azgın&lt;br /&gt;
                                               putlar (tağut) dır. Onları aydınlıktan karanlıklara&lt;br /&gt;
                                               sürüklerler. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar&lt;br /&gt;
                                               orada temelli kalacaklardır.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
Nisa suresi ayet 76:    İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkâr edenler&lt;br /&gt;
                                               ise şeytan (tağut) yolunda harbederler. Şeytanın&lt;br /&gt;
                                               dostlarıyla savaşın. Esasen şeytanın hilesi&lt;br /&gt;
                                               zayıftır.&lt;br /&gt;
            Allah`ın indirdiği hükümlere muhalif olan ve onların yerine geçmek üzere hükümler icat eden her kişi ve kurum tağuttur.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Tağut, Allah`a karşı isyan etmekle beraber, O`nun kullarını kendisine kul edinmek gayretinde olandır. Bu ise şeytan, papaz, dinî veya siyasî lider veyahut da kral olabilir.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Yüce Allah Kur`an`da: &amp;amp;#8220;Andolsun ki biz her kavme `Allah`a ibadet edin, tağuta kulluk etmekten kaçının`  diye (tebliğ yapması için) bir peygamber göndermişizdir&amp;amp;#8221; (Nahl; 36), &amp;amp;#8220;İman edenler Allah yolunda cihat ederler, kâfirler ise tağut yolunda savaşırlar&amp;amp;#8221; (Nisa; 76), ayetleriyle müminlere tağut hakkında bilgi vermekte ve tağuta karşı takınmaları gereken tavrı açıklamaktadır.&lt;br /&gt;
            Her ne şekilde olursa olsun, insanlar tarafından konulmuş ve Allah`ın hükümlerine muhalefet eden hükümler &amp;amp;#8220;tağutî hükümler&amp;amp;#8221; olarak isimlendirilirler.&lt;br /&gt;
            Yüce Allah Kur`an`da; &amp;amp;#8220;Sana indirilen Kur`an`a ve senden önce indirilen kitaplara iman ettik diye boş iddialarda bulunanlara bakmaz mısın? Onlar tağutun huzurunda muhakeme olmak (hükümlerine boyun eğmek) istiyorlar. Halbuki tağutu inkâr etmekle (kâfir saymakla, lânetlemekle) emrolunmuşlardı. Şeytan onları uzak bir sapıklığa saptırmak ister&amp;amp;#8221; (Nisa; 60) buyurmaktadır.&lt;br /&gt;
            Kendisinde böyle yetkiler gördükten sonra, Yüce Allah`ın indirdikleriyle hükmetmeyip, heva ve hevesleri doğrultusunda hükümler koyanlar, aynı zamanda &amp;amp;#8220;ilâhlık&amp;amp;#8221; iddiası içindedirler. Dolayısıyla Allah`ın hükümleri dışında hüküm koyanlar ve o hükümlere tâbi olanlar da, tevhit akidesinin (inancının) dışına çıkıp kâfir,zalim ve fasık olurlar. Yüce Allah Kur`an`da, Allah`ın indirdiği ile hükmetmeyenleri, kafir, zalim ve fasık olarak nitelemiştir (Maide; 44-47).&lt;br /&gt;
            Konumuz olan ayetten de anladığımız gibi Yüce Allah, Nuh peygamberden, peygamberimize kadar bütün peygamberleri, insanlığı &amp;amp;#8220;Tevhit&amp;amp;#8221;e, yani Allah`ın varlığına ve birliğine, ortağı olmadığına inanmaya; O`nun koyduğu hükümleri kabullenmeyerek kendi heva ve heveslerine göre hüküm koyma isteğinde olan &amp;amp;#8220;tağut&amp;amp;#8221;a karşı savaşmaya ve tağut kapsamına giren her şeye kulluk etmekten kaçınmaya çağırmaları için göndermiştir.&lt;br /&gt;
            Bu tağutlar; İbrahim peygamber döneminde Nemrut, Musa peygamber döneminde Firavun, peygamberimiz döneminde de Ebucehil, Ebuleheb gibi Dar-ün Nedve`nin (Halk Meclisi`nin) ileri gelenleri ve puta tapan şahsiyetleri olduğu gibi, diğer peygamberler döneminde de, kendilerine gönderilen peygamberlerin getirdiği tevhit akidesini (inancını) inkâr edip, atalarından kalan inançları devam ettirme inatçılığı gösteren puta tapan kavimler olmuşlardır.&lt;br /&gt;
            Tağutların devri kapanmış değildir. Peygamber bulunsun veya bulunmasın, her dönemde tağutlar varlıklarını korumuşlardır. Tağut, sadece eski kavimlerde ortaya çıkıp yaşama imkânı bulan bir güç değildir. Tağut, bugün de Müslümanların en büyük düşmanıdır. Tağut, devlet sistemlerini, ahlâki değerleri (dini) ele geçirmiş ve onları Müslümanlara zarar verecek bir hale dönüştürmüştür. Kısaca tağut, Müslümanları dört yanından kuşatmış bulunmakta ve Müslümanlara hayat hakkı tanımamaktadır.&lt;br /&gt;
            Öyleyse anlıyoruz ki peygamberimizin görevi, sokaktaki şımarıklarla mücadele değil tağutî düzen kuranlarla mücadele etmek, onları uyarmaktır.&lt;br /&gt;
            Ayetteki &amp;amp;#8220; &amp;amp;#1573;&amp;amp;#1606;&amp;amp;#1617;  inne&amp;amp;#8221;,  &amp;amp;#8220;&amp;amp;#1604;  Lam&amp;amp;#8221;  ve cümlenin isim cümlesi olması tekitlerinden (kuvvetlendirmelerinden), anlıyoruz ki, peygamberimizin karşısındaki düşman çok çetindir. Musa`nın karşısındaki Firavun ile peygamberimizin düşmanları mukayese edilecek olsa, ayetteki üç tekit (kuvvetlendirme) bize âdeta, peygamberimizin düşmanlarının azgınlığının, Firavun`un azgınlığının 3. kuvvetine denk olduğunu söylemektedir. Yani Firavun`un tuğyanı 10 ise peygamberimizin karşısındaki düşmanların tuğyanının şiddeti 10³ yani, 10x10x10=1000`dir.&lt;br /&gt;
            İnsanın tuğyanına diğer bir ifadeyle tağutlaşmasına iki sebep gösterilmiştir. Birincisi ahireti inkâr, ikincisi de istiğna. İstiğna; insanın, kendisinin zengin olduğuna inanması (ister gerçek olsun, ister zannederek olsun) demektir. Sözcük, &amp;amp;#8220;&amp;amp;#1573;&amp;amp;#1587;&amp;amp;#1578;&amp;amp;#1601;&amp;amp;#1593;&amp;amp;#1575;&amp;amp;#1604;  istif`al&amp;amp;#8221; (kelime türetilen kök) babındandır (faslından, bölümünden). Arapça dil bilgisi kuralları gereği İstifale`nin &amp;amp;#8220;sin&amp;amp;#8221;i   fiile; &amp;amp;#8220;talep&amp;amp;#8221;, &amp;amp;#8220;süal&amp;amp;#8221;, &amp;amp;#8220;tahavvül&amp;amp;#8221;, &amp;amp;#8220;itikat&amp;amp;#8221;, &amp;amp;#8220;vicdan&amp;amp;#8221;, &amp;amp;#8220;inkılab&amp;amp;#8221;, &amp;amp;#8220;isabet&amp;amp;#8221;, &amp;amp;#8220;ziyade&amp;amp;#8221;, &amp;amp;#8220;nazar&amp;amp;#8221; ve &amp;amp;#8220;teslim&amp;amp;#8221; anlamları kazandırır. Buradaki &amp;amp;#8220;sin&amp;amp;#8221;, itikat/ inanç anlamı kazandırmıştır.&lt;br /&gt;
            Kendisini zengin, yeterli görenlerin şımarıklıkları, azgınlıkları Hümeze suresinde de vurgulanmıştır.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            9, 10.   Ayetler:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Namaz kıldığı/ haniflik ettiği (şirke ve tağuta karşı çıktığı, sosyal&lt;br /&gt;
            yardım yaptığı) zaman bir kulu, engelleyen kişiyi gördün mü?&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Bundan sonraki ayetlerde Rabbimiz, azmış insanı somut olarak göstermekte, Peygamberimizin niçin peygamber yapıldığının gerekçelerini örneklerle açıklamaktadır. Kur`an`ın bir özelliği de örneklemeli oluşudur. Yüce Rabbimiz anlayış olarak en alt seviyede olanın bile Kur`an`ı anlayabilmesi için örnekler sunmuş ve bundan çekinmediğini buyurmuştur. (Bakara; 26)&lt;br /&gt;
            Ayetteki &amp;amp;#8220;&amp;amp;#1589;&amp;amp;#1604;&amp;amp;#1617;&amp;amp;#1609;  sallâ&amp;amp;#8221; sözcüğü meal ve tefsirlerde genellikle &amp;amp;#8220;namaz kıldı&amp;amp;#8221; anlamıyla yer alır. Aslında bu tam namaz kılmak değildir. Biz bunu burada &amp;amp;#8220;haniflik etmek; şirke karşı durmak, tağuta karşı çaba harcamak, sosyal yardım için koşmak&amp;amp;#8221; anlamlarıyla kısa bir şekilde &amp;amp;#8220;salli ve salât&amp;amp;#8221; sözcükleriyle ilgili geniş açıklamayı Kevser suresininde &amp;amp;#8220;&amp;amp;#1601;&amp;amp;#1589;&amp;amp;#1604;&amp;amp;#1617;  Fesalli&amp;amp;#8221; sözcüğünün tahlilinde (çözümlemesinde) vereceğiz.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            11, 12.   Ayetler:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Gördün mü, eğer o kul doğru yol üzerinde idiyse veyahut  takvayı&lt;br /&gt;
            emrettiyse!&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Yani; &amp;amp;#8220;Dikkat ediyor musun? Doğru yol üstünde olan, çevresine takvayı (cennete gidişin bedelini) emreden, öğreten bir kul (yani sen) bile haksızlığa uğramaktadır.&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
            Buradaki &amp;amp;#8220;&amp;amp;#1578;&amp;amp;#1602;&amp;amp;#1608;&amp;amp;#1609;  takva&amp;amp;#8221; sözcüğünden şimdilik &amp;amp;#8220;şirkten kaçınmayı&amp;amp;#8221; anlayacağız. Zira peygamberimiz de henüz şirkten kaçmaktan başka takvaya ait detay bilmiyordu. Şirkten kurtulma noktası ise kendisine daha önce lütfedilmişti. (Yukarıda bahsetmiş ve Enbiya suresi 51. ayeti delil göstermiştik.)&lt;br /&gt;
            Dilbilgisi kurallarına göre bu cümle şart cümlesidir. Bilindiği üzere şart cümleleri şart ve ceza denilen iki bölümden oluşur. Burada şart cümlesinin birinci bölümü mevcut olup cümlenin sonuç kısmı, yani  ceza bölümü söylenmemiştir. Burada edebiyat kuralları ön plâna alınıp &amp;amp;#8220;İcaz-ül Hazf&amp;amp;#8221; yapılmıştır. Bu yöntem cümleye zenginlik kazandırmak için uygulanır. Buna göre sonuç bölümü şöyle takdir edilebilir:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            &amp;amp;#8220;O kimseye hiç engel olunur mu?&lt;br /&gt;
            O kimseye hiç zulmedilir mi?&lt;br /&gt;
            Aksine ödül verilmez mi?&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            13.   Ayet:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Gördün mü, eğer o yalanlamış ve yüz çevirmiş ise!&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Yani; &amp;amp;#8220;Dikkat ediyor musun? Bu engelleyen kişi, din gününü yalanlamakta ve yüz çevirmektedir.&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
            Bu cümle de şart cümlesidir ve bunda da sonuç bölümü yoktur. Burada da İcaz-ül Hazf yapılmıştır. Bunun sonuç bölümü de şöyle takdir edilebilir:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            &amp;amp;#8220;O insan hiç başıboş bırakılır mı?&lt;br /&gt;
            Hiç onların yalanlamasına, azmasına seyirci kalınır mı?&lt;br /&gt;
            Onların bilgilenmelerine, eğitilmelerine uğraşılmaz mı? Onları inzar (uyarmak) için bir peygamber gönderilmez mi?&lt;br /&gt;
            Cezalandırılmazlar mı?&lt;br /&gt;
            Mazlumlar zulümden kurtarılmaz mı?&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            14.   Ayet:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            O, bilmedi mi? Kesinlikle Allah`ın görmekte olduğunu!&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Yani; &amp;amp;#8220;O insan (engelleyen insan), kendi yaptıklarını Allah`ın gördüğünü bilmemektedir.&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
            &amp;amp;#8220;İşte bunların değişmesi gerekir. İnsanlar,  zulümden kurtarılmalı&amp;amp;#8230; Kimse yalanlamamalı&amp;amp;#8230; Kimse yüz dönmemeli&amp;amp;#8230; Herkes, Allah`ın her şeyi gördüğünü bilmeli, öğrenmeli&amp;amp;#8230; Bunları oluşturma görevi sana verildi&amp;amp;#8230; Sen peygamber yapıldın&amp;amp;#8230; Sana vahyedilecekleri zihninde toparla ve yaratan Rabbinin adına oku, tebliğ et, başkalarına ulaştır!&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            15, 16.   Ayetler:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Hayır&amp;amp;#8230; Hayır&amp;amp;#8230;&lt;br /&gt;
            Eğer o, son vermeyecek olursa, ant olsun, perçemden; yalancı,&lt;br /&gt;
            günahkâr perçemden tutup sürükleyeceğiz.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Surenin bu kısmı, peygamberlik görevinin, bilgi ve bilgilendirme boyutundan başka bir boyutuna dikkat çekiyor:   Eğer insanlar, Allah`a dönecek olmalarına rağmen kendilerini müstağni sanarak (hiç kimseye, Allah`a bile ihtiyacı olmadığına inanarak), tâğutlaşmış ve hidayet üzerine olanlara, takvayı emredenlere saldırıyor, zulmediyorsa onlar cezalandırılacaklardır. Bu cezalandırma hem dünyada hem de ahirette olacaktır. &lt;br /&gt;
            15. ayetteki &amp;amp;#8220;Kellâ (Hayır&amp;amp;#8230; Hayır&amp;amp;#8230;)&amp;amp;#8221; ifadesi, yine peygamberimizin, bu tâğutlar ile baş edilemiyeceğine dair düşüncesinin reddidir. Onların varlıklı, oğullu -uşaklı nedveleriyle (halk meclisleriyle) organize bir müşrik tayfası olduğu ve buna karşılık kendisi ise tek başına olması sebebiyle peygamberimiz böyle düşünmüştür. Rabbimiz ise bu düşüncenin yersizliğine dikkat çekmiş ve bu tip problemleri kendisinin çözeceği mesajını vermiştir. İleriki surelerde bunların hem detayını hem de somut örneklerini göreceğiz.&lt;br /&gt;
            Ayetteki perçemden veya alından tutup sürüklemek, bir insanı toplum önünde rencide etmek, başına çok çeşitli belalar açmak, burnunu sürtmek anlamında bir Arap deyimidir. Yukarıda hakikî (gerçek) mana olarak verdik. Ayette Mecaz; Mecaz-ı aklî ifade kullanımı vardır. Perçem zikredilmiş, sahibi murat edilmiştir (kastedilmiştir). Mecazî anlamı; &amp;amp;#8220;Sahibi yalancı ve günahkâr olan perçem&amp;amp;#8221; demektir.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            17.   Ayet:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            O zaman o meclisini çağırsın.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Bu ayette bu işin kolay olmayacağı, küfürle savaşılması gerektiği vurgulanıyor.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            O azgın tüm meclisini, (Dar-ün Nedvesini) parlâmentosunu, kongresini, kurultayını, tüm işbirlikçilerini; Birleşmiş Milletlerini, Natolarını vs. (kendisine bağlı adamlarını) hepsini toplasın, karşı koysun.&lt;br /&gt;
            Nâdiye ve Nedve (halk meclisi) aynı kökten türemiştir. Kalıpları farklı olsa da anlamları aynıdır.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Peygamberimizin görevlendirildiği dönemdeki Mekke`nin idarî, siyasî (politik), içtimaî (sosyal), ve iktisadî (ekonomik) durumu bilinirse, konumuz daha iyi anlaşılacak ve İslâm dini neleri tasvip etmiş, nelere karşı çıkmış, hepsini öğrenmek mümkün olacaktır.&lt;br /&gt;
            Yaklaşık olarak M.S. 400`lerde doğduğu tahmin edilen ve peygamberimizin beşinci atası olan Kusay bin Kilab`ın, Mekke civarında kurduğu idarî ve siyasî bir sistem vardır ki, buna tarihçiler &amp;amp;#8220;Mekke Cumhuriyeti&amp;amp;#8221; adını verirler. Kusay, ancak yaşları 40`ın üzerinde olanların katılabileceği Dar-ün Nedve adında bir şûra (danışma kurulu) kurmuştur. İdarî, siyasî ve iktisadî işlerin yönetimini ayrı birimler halinde tesis ederek demokratik bir sistem oluşturmuş, devlet idaresini kabileler arasında taksim etmiştir.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Ana hatlarıyla bu dağılım şöyledir:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            1. Sidanet ve hicabet: Kâbe`nin bakımı ve korunması.&lt;br /&gt;
            2. Sikayet: Mekke`nin su işleri.&lt;br /&gt;
            3. Rifade: Fakir hacıların yiyeceklerinin temini.&lt;br /&gt;
            4. Liva: Savaş işleri.&lt;br /&gt;
            5. Kıyade: Askerî işler.&lt;br /&gt;
            6. Nedve: Halk meclisi.&lt;br /&gt;
            7. Meşveret: Önemli olayların tartışıldığı kurul.&lt;br /&gt;
            8. Sefaret: Diğer ülkeler ile olan ilişkiler.&lt;br /&gt;
            9. Hükümet: Halk arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesi ve davaların&lt;br /&gt;
bakımı&lt;br /&gt;
            10. İşnak: Ticaret mahkemesi.&lt;br /&gt;
            11. Kubbe: Silâh, cephane depolamak.&lt;br /&gt;
            12. İsar: Falcılık, büyücülük gibi işlere bakan kurul.&lt;br /&gt;
            13. Emval-i Muhacere: Putlara adanan mal ve eşyaya bakan kurul.&lt;br /&gt;
            14. İmare: İbadet esnasında asayişi temin eden kurul.&lt;br /&gt;
            15. Ainne: Savaş esnasında atlara bakım yapan kurul.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Arap Edebiyatında &amp;amp;#8220;münafere&amp;amp;#8221; diye adlandırılan ilginç bir sistem vardır. Bu sisteme göre; kabile reisliğinde anlaşmazlık olduğunda veya yeni reis (başkan) seçilirken, reis olmak isteyenler bir hakem önünde ve halkın huzurunda karşılıklı tartışmaya girerler, sonunda hakemin üstün gördüğü kişi kabile reisi olurdu.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Bu sistem, seçimlerden evvel yapılan ve demokrasinin öngördüğü propagandaya benzemektedir ve veraset (veliahtlık, babadan oğula geçiş) sistemini devre dışı bırakmaktadır.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Abdullah oğlu Muhammed, peygamber olduğunda Mekke, Kusay`ın kurduğu sistemle yönetiliyordu. Yönetim tek kabilenin ve tek kişinin elinde değildi. Bir nevi istişarî (danışma kurulu bulunan) bir sistem hâkimdi. Nitekim İslâm`ın ortaya çıkışında kurulan ve peygamberimizin de üyesi olduğu &amp;amp;#8220;Hılf-ül Fudul&amp;amp;#8221; (zengin ve saygın kimselerin oluşturduğu bir sosyal yardım kurulu) konuya iyi bir örnektir.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Bu sistem, İslâm`ın ortaya çıkışına kadar devam etmiştir.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            İslâm dini, işte böyle idare edilen bir topluma gelmiştir. İslâm`ın idarî, siyasî ve iktisadî sistemini anlayabilmek için, İslâm`ın geldiği toplumun davranışlarının bilinmesi ve bu davranışların hangilerinin İslâm tarafından onaylandığının ya da kaldırıldığının belirlenmesi gerekir.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            18.   Ayet:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Biz  zebanileri çağıracağız.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Zebani, çok çetin, kuvvetli ve haşin melek demektir (Tahrim; 6). Cehennem meleklerine bu ad verilir. İlerideki surelerde ahireti yalanlayanların ahirette nasıl cezalandırılacakları, detaylarıyla anlatılıp gerekli uyarılar yapılacaktır.&lt;br /&gt;
            Ama Rabbimiz, yukarıda adı verilmeden kişilikleri nitelenen kimselerin işledikleri suçların cezasının bir kısmını, ahirete bırakmadan dünyada vermiştir. Meselâ: Ebu Cehil`in akıbetini bir hatırlayınız. Afra kadının iki yiğit oğlu Muaz ve Muavviz tarafından ağır yaralanışını, öldü diye bırakılışını, daha sonra İbn-i Mes`ud`un kendisini canlı buluşunu, göğsünün üzerine çıkıp hakaret edişini, kafasını koparıp perçeminden sürükleyerek peygamberimize getirişini ve Ebu Cehil`in daha evvel İbn-i Mes`ud`a yaptıklarını düşününüz. Yani Rabbimizin nice ceberutları (zorbaları) daha dünyada iken cümle aleme karşı nasıl rezil ettiğini bir hatırlayınız. (Geniş bilgi siyer ve sünen (İslam Tarihi) kitaplarında mevcuttur.)&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            19.   Ayet:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Hayır&amp;amp;#8230; Hayır&amp;amp;#8230; Ona boyun eğme! Ve secde et ve yakınlaş.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Peygamberimizin zihninde yine sorular oluşmuş ki, Rabbimiz Kellâ (Hayır&amp;amp;#8230; Hayır&amp;amp;#8230;)&amp;amp;#8221; diye reddediyor. Buradaki &amp;amp;#8220;Kellâ (Hayır&amp;amp;#8230; Hayır&amp;amp;#8230;)&amp;amp;#8221; ifadesinin neyi reddettiğini Kalem suresinin 5-14. ayetlerinden anlıyoruz. Peygamberimiz, &amp;amp;#8220;Onların mallı-mülklü, evlâtlı; yakını ve çevresi bulunan birileri olduklarını, onlarla mücadelenin güçlüğünü, karşılarında başarısız olacağını&amp;amp;#8221; düşünmüş olmalı ki, bu düşünceleri Rabbimiz &amp;amp;#8220;Hayır&amp;amp;#8230; Hayır&amp;amp;#8230;&amp;amp;#8221; diye reddedmektedir. Yani &amp;amp;#8220;Öl, mağlûp ol, ama müşriklere sakın boyun eğme.&amp;amp;#8221; demektedir.&lt;br /&gt;
            İkinci derste (ikinci vahyde) bu düşünceler işte şu ayetler ile iyice açığa vurulmuştur:&lt;br /&gt;
            Kalem suresi ayet 5-14:&lt;br /&gt;
            &amp;amp;#8220;Hanginizde delilik olduğunu yakında sen de göreceksin onlar da.&lt;br /&gt;
            Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan lâf getirip götüren, iyiliği hep engelleyen, mütecaviz, günaha dadanmış, kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de soysuzlukla damgalanmış kimselerden hiç birine, mal ve oğulları vardır diye sakın boyun eğme.&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
                                                                       Doğrusunu en iyi bilen Allah`tır&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Bu surenin  bize mesajı:&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Ey peygamberin vârisleri! Ey Ensarullah! Ey Allah`ın yakınları!&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Çevrenize bir bakın, insanoğlu kendisinde bir varlık gördüğünde, dönüşü Rabbinize olmasına rağmen Firavun gibi hatta daha da fazla tuğyan ediyor, azıyor.&lt;br /&gt;
            Görmüyorsunuz! Doğru yol üzerinde olanlar takvayı emredenler, namaz kılanlar kısaca İslâm`ı yaşamaya çalışanlar itilip kakılıyor.&lt;br /&gt;
            Azgınlar Allah`ın kendilerini gördüğünü, kendilerinden hesap soracağını bilmiyorlar, yalanlıyorlar ve yüz çeviriyorlar.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Ey peygamberin vârisleri! Ey Ensarullah! Ey Allah`ın yakınları!&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Kur`an`ı öğrenin ve yaratan; insanı basit bir embriyondan yaratan Rabbinizin adına  okuyun, başkalarına ulaştırın!&lt;br /&gt;
            Kur`an`ı okuyun! Sizin Rabbiniz (size bu görevi veren), sizin arkanızdaki güç en büyük en üstün olandır. Ondan daha üstünü yoktur.&lt;br /&gt;
            O, kalemle öğreten, insana bilmediğini öğretendir. Bilgiyi ön plâna alın. O azgınları bilginizle yola getirin.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
            Sakın  ümitsiz olmayın!&lt;br /&gt;
            Eğer bilgilendirmeniz; eğitim vermeniz, nasihat etmeniz sonucu onlar tuğyanlarına, azgınlıklarına son vermezlerse, saldırganlık yaparlarsa onları perçemlerinden tutup cümle âleme rezil-i rüsva edeceğiz.&lt;br /&gt;
            İsterlerse tüm yardakçılarını, meclislerini, kurultaylarını; tüm yandaşlarını; modern Dar-ün Nedvelerini (halk meclislerini)  çağırsınlar  yardımlarına&amp;amp;#8230;.&lt;br /&gt;
            Biz zebanileri; en korkunç, en haşin güvenlik görevlilerini çağıracağız, yaratacağız, hizmetimize sokacağız&amp;amp;#8230;&lt;br /&gt;
            Sakın ümidinizi kırmayın!&lt;br /&gt;
            Tâğutlar malca-mülkçe, çoluk-çocukça, askerce ne kadar güçlü gözükseler de sakın onlara itaat etmeyin, sakın onlara boyun eğmeyin!&lt;br /&gt;
            Siz Bana secde edin, Bana boyun eğin ve yakınlaşın!</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Kur&#39;an Tefsiri ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=20&amp;thread_id=523</link>

	<description>Sen Âyetelkursi&amp;amp;#8217;den nerdesin?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belki bir nev&amp;#39;i tevhid ayetleri bunlar.. &amp;amp;#8220;Belki&amp;amp;#8221; değil öyle, bakın nasıl başlıyor:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ALLAHu lailahe illa hu muhteşem ve çok vurucu! Baştan tüm ilahlar yerle bir ediliyor, temizleniyor mekan ve eşsiz bir tek Olan vurgulanıyor!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ah nefsim dön de bak, oku içine Ayetelkürsi&amp;#39;yi..&lt;br /&gt;
Oku, sor içine: O mu tek içinde? Yok mu başka ilah?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-İlah mı?&lt;br /&gt;
-Sen ne diyorsun yahu?&lt;br /&gt;
?&lt;br /&gt;
Temizledin mi ağyardan yüreğini? İlla sen ya Rabbi! dedin mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;amp;#8220;ALLAHu lailahe illa Hu&amp;amp;#8221; Deyip de, gayrısına yüz suyu döküyorsan..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sevgini, korkunu, umudunu O&amp;#39;ndan gayrısına yöneltmişsen..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ah ki ah!. Kaç Ayetelkursi temizler seni?!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sen Âyetelkursi&amp;amp;#8217;den nerdesin?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;amp;#8220;ALLAHu lailahe illa Hu&amp;amp;#8221; Dikkat ettiniz mi ne kadar çok esma var içinde bu sûrenin?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elhayy&amp;#39;ul Qayyum&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ya Hayy! Çokça zikrettiğim bir esma..Hani insanın ağzından çoğu kez gayri ihtiyari bir ayet, bir esma, bir zikir çıkar ya hep? Benden genellikle Ya Hayy! çıkıyor işte..Ve geçen öğrendim bu ismi zikredenler maddeten ve manen genç kalırlarmış&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
El Hayyul Qayyum..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hayy, hep diri olan hiç ölmeyen-ölmeyecek olan&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Qayyum, ipleri hep elinde tutan&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hep diri olana yaslan ey nefsim..Hiç ölmeyene,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İpleri elinde tutana, kumanda hep elinde olana..&lt;br /&gt;
Ve kendini beğendir O&amp;amp;#8217;na, razı et, razı ol ki O&amp;amp;#8217;ndan O da sevsin seni..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ümitsizlik yok asla çünkü O Qayyûm..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Olmayanı, olmayacak sandığını son anda olduruverir..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çok vurucu Qayyûm ismi, O&amp;amp;#8217;nun Qayyûmiyeti ve bunun farkındalığı..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çok büyük bir güç hem..Beni çok etkiliyor..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ya Qayyûm! Diye haykırarak, gözyaşlarıyla kucağına sığındığım anlar çoktur..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elden geleni yapıp, sıkıştığında, O&amp;amp;#8217;na bırakınca işleri,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O&amp;amp;#8217;nu Vekil tayin edince, olmayanı olduruyor..Tek tek onarıyor kırıklarını..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O&amp;amp;#8217;na dayanan darda kalır mı hiç ahh..Yeter ki dayan!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeter ki bil, O Qayyum&amp;amp;#8217;dur, mülkünde söz sahibidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;amp;#8220;Ol!&amp;amp;#8221; derse oldurur, umutsuzlukları umuda çeviren yalnız O&amp;amp;#8217;dur..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sen Âyetelkursi&amp;amp;#8217;den nerdesin?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
La te&amp;amp;#8217;huzuhû sinetuvvelâ nevm&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O, uyumadığı gibi uyuklamaz da!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nasıl bir güvenlik beyanıdır bu ya Rabbi?! Nasıl da huzur veriyor insana..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni doğmuş bir bebeğin anne kucağında tüm tehlikelerden emin, her ihtiyacı karşılanmış şekilde rahatça uyuması gibi..&lt;br /&gt;
Uyu sen! Rahat ol, ben varım! Ben uyumuyorum asla da uyumam..&lt;br /&gt;
Her an seni koruyup-kollamaktayım..&lt;br /&gt;
Hiç kimseden de korkma!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben herşeyi görür-bilirim; Maddeten ve manen; açıkladıklarını da, gizlediklerini de..Sen yeter ki bana sığın, sana kimseden zarar gelmez!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Koşsana bu kucağa! Sarılsana..Teslim ol-Kurtulsana!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sen Âyetelkursi&amp;amp;#8217;den nerdesin?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lehu mâfissemâvâti ve mâ filard&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göklerde ve yerde bulunanların tek sahibi O&amp;amp;#8217;dur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk sahne:Hani titrersin ya yeryüzü sultanlarından..Heyecanlanırsın huzura çıkacağın zaman, elin ayağın dolaşır hani, ne diyeceğini şaşırırsın belki..&lt;br /&gt;
O, sultanlar sultanı..Gökte ve yerde ne varsa hepsi O&amp;amp;#8217;nun..Uçsuz bucaksız bir memleket, mülk saltanat..Ve sana şah damarından, yani sana senden daha yakın..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düşün ki her an huzurundasın!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkinci sahne: Korkma sakın! Huzursuz olma..Gelecek endişesi seni sıkmasın.&lt;br /&gt;
Herşeyin sahibi benim, istediğime veririm, istediğimden de alırım..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ve son sahne: başka açıdan: Yani? Yani sen de kim oluyorsun ki?&lt;br /&gt;
Kendini gerçek sahip sanıp yorulma! İdaresine asla güç yetiremezsin!&lt;br /&gt;
Sakın böbürlenme, büyüklenme, kibirlenme de!&lt;br /&gt;
Sana ait sandığın herşey, benim mülkümden sana lütfettiklerimdir, emanettir sende.. Emanetlerimi istediğim an geri alırım-alabilirim!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sen Âyetelkursi&amp;amp;#8217;den nerdesin?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Men zellezi yeşfeu indehû illa biiznih&lt;br /&gt;
O&amp;#39;nun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hep sarar yüreğimi sıcacık bu ayet..&amp;quot;Korkma!&amp;quot; der O var..Korkma, O izin vermezse sana hiç kimse ne bir hayır ne de bir kötülük yapabilir..Korkma! Bana dayan..Bana dayanan asla darda kalmaz..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Madem böyle, gel sadece bana kul ol!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yorulma sana hiç faydası olmayacak, üstelik de seni zillete düşürecekler karşısında..Bana hakiki kul olanı sultan ederim, dünyayı ona hizmetçi kılarım..&amp;quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu, dünyaya bakan yüzü ayetin..Öte yüzde ise; mahşerin kavrulmuşluğunda imdada yetişecek O sallALLAHu aleyhi ve sellem&amp;amp;#8217;in şefaati..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ya Veduddd! Esirge beni ne olur..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cennetlerine sakla yüreğimi..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ya Mucîb kabul eyle dileğimi..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sen Âyetelkursi&amp;amp;#8217;den nerdesin?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ya&amp;amp;#8217;lemu mâ beyne eydîhim vemâ halfehum&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Velâ yuhîtûne bişey&amp;amp;#8217;in min ilmihî illâ bimâ şâe&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dilediği kadarının dışında, O&amp;amp;#8217;nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Alemde tesadüf yok, ilimler hep hazinende&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sır, izin verdiğince ancak, âyân olur aleme!..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ya Alîm ya Fettah!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öyle ya Rabbi evet! Hakkımda tasarlananı dahî bilirsin&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ne kadar gizleseler de sen herşeyden haberdarsın!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Madem ki böyle, neden sakınayım? Kimden niçin korkayım?!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başa gelse bile sendendir, hikmetlidir..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ve boynum, bilirsin kıldan incedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsanın, herşeyin sahibi, bilen, gözeten, hiç Uyumayan&amp;amp;#8217;ın kucağında olması ne güzel ne güvenli..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ah ya Rabbi! Kucağında tut beni,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O dipdiri sînende ebedi uyut beni..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sen Âyetelkursi&amp;amp;#8217;den nerdesin?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vesia kursiyyuhussemâvâti vel ard.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O&amp;amp;#8217;nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Velâ yeûduhû hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onların korunması, O&amp;amp;#8217;na güç gelmez, O pek yücedir, pek büyüktür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ah ya Rabbi her yerdesin, bilmekte görmektesin..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zor gelmez asla sana &amp;amp;#8220;kûn feyekûn&amp;amp;#8221; dersin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ya Rab &amp;amp;#8220;Ol!&amp;amp;#8221; dersen olur, bildim söyledim her dem..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben razı oldum senden..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Verdiğinden-vermediğinden..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ve tasdik ettim gönülden.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şahidsin her ânıma, sen de razı oluver benden.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sen Âyetelkursi&amp;amp;#8217;den nerdesin?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Efendim, Ayetelkursi&amp;#39;nin, her namazdan sonra, gece yatmadan önce, arabaya binince vb. okunması konusunda teşvik eden pek çok hadis var malum.. Çünkü zırh gibidir hem manen hem maddeten koruyucudur.. Anlamını işte böylece bildikten, içimize yazdıktan sonra ancak anlıyoruz mesajı; Rabb&amp;amp;#8217;in bizi saran, dirilten gücünü..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hiç bu yukarıdaki ayetleri okur da insan umutsuz olabilir mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Korkar mı kimseden?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başına ne gelirse gelsin yıkılır mı?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hayır tabii ki..işte bunun için ve de böyle okumalı daim;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hayatımızın içinde olsun, içimizde hayat olsun, diriltsin bizi her an diye..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ya Rab, okuduklarımızı hayata geçirmeyi nasib eyle..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bizleri daim seninle meşgul eyle..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okuduğumuz sûreleri burada da orada da bize arkadaş eyle, amin.[/</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Kur&#39;an Tefsiri ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=20&amp;thread_id=522</link>

	<description>HAMD: ALLAH&amp;#39;ın yüceliğini bilerek O&amp;#39;na yapılan övgüdür. Canlı bir kavramdır. O&amp;#39;nu bilip sezdikçe hamd da derinleşir. Bir anlamda hamd ALLAH&amp;#39;a yaklaşımdır. Bu yüzden de hamd derinleştikçe gönülde seziş başlar. Bu seziş, hamd&amp;#39;de daha yüce derinlikler doğurur. Böylece hamd perde perde insanı ALLAH güzelliğine ulaştırır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ALLAH&amp;#39;ın, önce hamd île sezilmesi, evrendeki inceliğinin bilînmesi gerekir. Sonra O&amp;#39;nun güzelliğine niyaz başlar. Bu yüzden hamd makamı İçin en iyi, en bilgili hamd denmez, Güzel, en güzel hamd denir. Tasavvufta hamd nîyazında Mahmud, Mahmudiyet, Hâmid gibi intikal ve makamlar vardır. Ancak en güzel hamd edene, kelime anlamı olarak Muhammed denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ALLAH: ALLAH kelimesi sıfatlar ötesinde büyük yaratıcının ahadiyyetine özgü ismidir. Yalnız İslam&amp;#39;a ve Kur&amp;#39;an&amp;#39;a has bir kavramdır. Diğer dillerde yaratıcı ve ilâh kavramları karşılığı kelimeler mevcuttur. Ancak «ALLAH» kelimesînin karşılığı yoktur. Nitekim Fransızca, İngilizce ve Almanca Kur&amp;#39;an tercümelerinde ALLAH, kelimesi aynen geçer, tercüme edilmez. İlâh kelimesi ise Fransızcada Dîeu, İngilizcede God, bizim Türkçemizde de Tanrı kelimesi karşılığıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lisan inceliklerini bilmeyen bazı yazarların Çalap ve Tanrı kelimesi karşılığının ALLAH demek olduğunu beyanları tümüyle yanlıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
RAB: Arıtarak yüceltme, malik, hakim, güçlü demektir. Ancak Fatiha&amp;#39;da «âlemin» kelimesi ile birlikte zikredilmiştir, tek anlam verilemez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
RABBİL ÂLEMİN: Âlemîn, alemler demek değildir, âlemlerdeki tüm birimlerin hepsi demektir;. mesela galaksiler, bir zaman düzlemi, hücre, atomlar, genetik kart, fizik yasalar. Hepsi de, bilinen bilimlerin tümüyle birlikte âlemin kelimesi içinde toplanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Arabça edebiyatta, bu bileşik sıfat tarzı olayın. tüm gerçeklerini ifade için kullanılır,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ALLAH, idraklere hitap ederek, fizik ve fizik ötesi bilimleri nasıl yarattığım ve sonsuz yaratılış şeenlerinde nasıl entegre ettiğim ilan ediyor. Yani nizamları hakim bir şekilde ahenkleştirdiğini hamd&amp;#39;le seyretmemizi emrediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Âyet bütünü ile, herkesin idraki nisbetinde, âlemlerdekî birim hikmetleri düşünmeye çağırıyor. Onun yaratıcısının güzelliğine hamd etmemizi emrediyor. Bu âyeti okuyan, biliyorsa galaksileri, genetik kartları, atom çekirdeğini düşünerek hamd edecek; bilmiyorsa, bir buğday tanesinin toprağa düşüşünü ve onun çiminin çıkışını seyrederek hamd edecek. O halde birinci ayetin toplu mânasını şöyle özetleyebiliriz&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hamd, atomlardan, ışınlardan galaksilere, genetik karttaki matematik ve fizik incelikleri yaratan tüm fizik ve biyolojik nizamların sahibi ALLAH&amp;#39;ındır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
RAHMAN: ALLAH&amp;#39;ın zatına en yakın sıfatıdır. Lügatta sonsuz rahmet ve merhamet anlamı yazıtıdır. Ancak, hadiselerde: Rahman sıfatının içinde, ALLAH&amp;#39;ın hayır ve İn&amp;#39;amı, kudreti, yaratılıştaki sevgisi vardır. Yarattığı aleme verdiği sırların ve ilgilerin tümünü kaplar. Ayrıca varlıkların kendi aralarındaki yaklaşımlarla Tanrı&amp;#39;ya dönüş yaklaşımları için bir manevi cazibedir. Eşyanın birbirine cazibesi, elektromanyetik olaylar ve interaksiyon hep rahman tecellisinin hikmetidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
RAHİM: Yaratılmışlara Tanrı&amp;#39;nın sonsuz rahmet, sevgi ve merhametin! ifade etmektedir. Bu sıfatın içinde afivle birlikte, sevgiye sonsuz yaklaşım vardır. Ancak, rahîm sıfatı kulda mevcut bir ilgiye, bağlıdır. Yanî, rahman sıfatı evrenin her noktasında bütün varlıklara eşit akan bir manevi cazibe sim iken; rahîm sıfatı ancak inanç ve hamd&amp;#39;le kulluk başlaması halinde akar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MÂLİK: Maddi manevi tüm yönetimin gerçek sahibi ve kudreti demektir. Ancak ilâhi bir kudreti temsil eder. İnsanlar ve kişiler için kullanılması yanlış alışkanlıklardan doğmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MELİK: Manevi gücün sahibi demektir. Halk lisanında kullanılan siyasi kudretin ve saltanatın ifadesi demektir. Her iki kelime de ilahî ve mutlak kudretin tanımları olduğu halde, yine yanlış alışkanlıklardan dolayı beşer için kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Âyet-i kerîmenin bu hükmü; özellikle, hem insanları bu yanılgıdan kurtarmak, hem de evrendeki varlıkların ayakta kalması ve düzenle yaşamalarım sürdürebilmesi için mutlak kudretin ALLAH olduğunu beyan içindir. Nitekim malik kelimesî mahşerin İfadesi olan din günü ile birlikte geçmektedir. Buradaki hikmet şudur: Mahşerde, o sonsuz kargaşada herkes gerçek gücün yalnız ALLAH&amp;#39;a ait olduğunu görecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
YEVM: Bilindiği gibi, gün anlamına gelir. Ancak âyetteki yeri son günü, ceza gününü kasdetmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
DİN: ALLAH&amp;#39;ın, tüm gerçekleri öğreten, hayat seviyelerin! en iyi biçimde hazırlayan, aklın bilemeyeceği ahireti bildiren yasalar bütününe din denir. Bu anlamda din günü, dine uyma ölçüsünün yargılanacağı gün demektir. Bir anlamda da insanın son nefesi; onunla, Tanrı arasındaki ilk geçici yaklaşım, din günüdür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
NA&amp;#39;BÜDÜ: Kulluk etmek demektir. Çeşitli bölümlerde kulluk ne demektir açıklayacağım. Ancak, kulluğun İslam&amp;#39;da en geçerli tanımı; insanın, Tanrı&amp;#39;nın rızası istikametinde, gerek kendi hayatına, gerekse tüm yaşayanlara saygı ve sevgisidir..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
NESTAİN: Dilemek, istemek, yakarmak demektir. ALLAH&amp;#39;ın, samed sıfatı, tüm eşyanın ALLAH&amp;#39;a zorunlu ihtiyacını ifade eder. Burada karşılığı olan müstean sıfatı ise kulun kendi arzusu istikametinde yalvarışlarını simgeler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İHDİ: Hidayetten yo! gösterici demektir. Yolun sonuna eriştirici anlamı taşır. Ancak burada İhdina&amp;#39;s bağlantısı, senin kendi yoluna ulaştır, eriştir anlamını taşımaktadır. Yani hidayet anlamı ancak Tanrı&amp;#39;nın yol göstermesi ile mümkündür, zira evrendeki tüm davranışlarımız O&amp;#39;nun bir yandan yasaları, bir yandan aklımız yoluyla bize verdiği hidayetten ibarettir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SIRÂT-I MÜSTAKİM: İnişi çıkışı olmayan doğru yol demektir. Arabçada yol anlamına müstevî ve tarik kelimeleri kutlanılır. Burada bu kelimeler kullanılmadan sırat-ı müstakîm kelimesinin seçilmesi, Hak yolu, Kur&amp;#39;an yolu anlamını getirmektedir. Böylece âyet, «Senin doğru yoluna bizi hidayet eyle» demektedir. Zaten sırat-ı müstakîm&amp;#39;i doğru yol olarak çevirmeyişimizin sebebi budur. Kur&amp;#39;an&amp;#39;ın, herkesin kendisini doğru yolda sanma yanılgısına karşın; sırat-ı müstakîm kavramını getirmesi çok İlginçtir. Ve bu kavram doğrudan doğruya; Kur&amp;#39;an yolu, Hak yolu anlamına gelmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
EN&amp;#39;AMTE ALEYHİM: Yine sırat-ı müstakîm&amp;#39;în bir anlamda tanımım kapsayan bir kavramdır. Çünkü, senin kendilerine nimet şeklinde verdiğin, o yoldur denmektedir ki; sırat-ı müstakîm&amp;#39;in herhangi sıradan doğru bir yol olmadığını, ALLAH&amp;#39;ın nimet vererek, gerçeği gösterdiği bir yol olduğunu tekrar açıklamaktadır,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MAĞDÜB: Nasipsiz, çokluk aleminde en uzağa gitmiş demektir. Ya da benlikte kalarak gadaba mahkum olmuş demektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
DÂLLİN: Yanlışta kalan, gerçekten sapan demektir. Ancak dallîn kelîmesi, bir defa yanılmışa kullanılmaz; yanılmışlığı kişiliğine yerleşen kimselere kullanılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böylece sırat-ı müstakim üç tarzda tarif edilmiş oldu : Bir kendi tarifi, bir kimlerin yolu olduğu, bir de kimlerin yolu olmadığı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fâtiha&amp;#39;nın en önemli özelliği Efendimizi tarif etmesidir. Nitekim, Fatiha gönül gözünün sırrı İle okunursa Efendimiz teşrif eder, Fatiha&amp;#39;daki her kelimenin Efendimizi anlatıma yönelik bir tarafı vardır. Şöyle ki:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
HAMD: Efendimize elestde verilen Muhammed (S.A.V.) isminin evrendeki şifre özelliğidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
RAB: Bizi terbî ederek Efendimizin ahsen-i takvim sırrına götüren ilahî esma.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÂLEMİN: Alem-i kübra olan kalb-i Muhammedi&amp;#39;nin İfadesidir. Rabbi&amp;#39;l-âlemîn&amp;#39;in küçük alem sırrı içinde, tüm alem bîrimlerinde yaratılmışları görmek mümkündür. İlahî güzellik îse kalb-i Muhammedî&amp;#39;&amp;amp;#8217;den seyredilir ki buna, Âlemîn&amp;#39;in büyük sırrı denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
RAHMÂN: AIlah&amp;#39;ın zatından zatına tecellî ederek kendi güzelliğini seyredeceği kalb-i Muhammedi&amp;#39;yi yaratma iştiyakıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
RAHÎM: Rahmet-i İlâhinin evrende Efendimizden başlayıp yayılan sırrıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MÂLİK: Gayba iman simgesidir. Ve doğrudan doğruya Muhammedî bir sanattır. Mahşere ve göremediğilmiz Rabbımıza bizi İnandıran manevi ceryan, Efendimizin mana sırrıdır. NA&amp;#39;BÜDÜ: Kur&amp;#39;an&amp;#39;da çeşitli ayetlerde emredildiği veçhile, yalnız ALLAH&amp;#39;a kulluk etme sanatı, tamamıyla Peygamberimizin sanatıdır (Sûre-i Necm).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
NESTAÎN: Bütün eşya, insana, daha doğrusu Efendimize hizmet yarışı içerisindedir. Oksijenden suya kadar her şey, san&amp;#39;at sırrının hikmeti ile bize, akar durur. Fakat insan ALLAH&amp;#39;ı tanımak için mutlaka Muhammedi işarete muhtaçtır. Efendimizin himmeti bu istianenin içindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SIRÂT-I MÜSTAKÎM: Ahlâk-ı Muhammedi&amp;#39;yi temsil etmektedir, zira ayet-i kerîmenin bir sonraki âyetle birleştirilmesinde in&amp;#39;am olunan tarifi gelmektedir ki: İn&amp;#39;am olunmak demek, ALLAH&amp;#39;ın verdiği özel bir nimet olup; en ahlâklı biçimde davranan demektir. Buraya kadarki haliyle âyet-i kerîme en ahlâklı davranışın sırat-ı müstakîm olduğunu belirtmektedir. Şu halde beşinci ve altıncı âyetler, sırat-ı müstakîm&amp;#39;i ahlâk-ı Muhammedi olarak tarif etmektedir. Nitekim ihdina&amp;#39;s kelimesi de; senin beğendiğin yol, senin gidilmesini uygun gördüğün, sevdiğin yol demektir ki, yine ahlâk-ı Muhammedi&amp;#39;yi kasdetmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
DALLÎN: Manevi âlemde dalâletin asıl simgesi, Efendimizi bilemeyen, tanıyamayan demektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MAĞDUBİ: Yaratılıştan ahlâk-ı Muhammedî çizgisine ters düşen demektir. Bunu ilerideki yorumlarımızda daha etraflı biçimde tanımlayacağız. Bu, çokluk âleminin garip bir yansıma şeklidir.</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Kur&#39;an Tefsiri ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=20&amp;thread_id=521</link>

	<description>Duha sûresinin sonunda ve ondan sonra Kur&amp;amp;#8217;an&amp;amp;#8217;ın sonuna kadar her sûre bittiğinde tekbîr getirmek (Allahu Ekber, demek) sünnettir. Bu Resûlullah (sav)&amp;amp;#8217;dan rivayet edilmiş olup öteden beri yapılagelmiştir. Yedi kırâat imamından biri olan İbn Kesîr yoluyla rivayet edilmiştir. Bunun sebebi, zikredildiği üzere vahiy, biraz gecikip de bu sûre indiği zaman Resûlullah (sav) bunu tasdik ederek &amp;amp;#8220;Allahu Ekber&amp;amp;#8221; demiş olmasıdır[31]. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;amp;#8220;Kul eûzü bi rabbinnâs&amp;amp;#8221; sûresi okununca da &amp;amp;#8220;Allahu Ekber&amp;amp;#8221; denilir. Sonra Fâtiha sûresi ve Bakara sûresinin ilk beş âyeti okunur. Sonra da hatim duâsı yapılır. Buna &amp;amp;#8220;halli mürtehil&amp;amp;#8221; denilir. Bir hatimi bitirip hemen ikincisine başlamak demektir. Yani hatimini bitiren bir insan Fatiha ve Bakara suresinin ilk beş ayetini okumakla yeni bir hatime başlamış oluyor. Yoksa nasıl olsa hatim bitti Kur&amp;amp;#8217;an&amp;amp;#8217;ı kapatayım, bu iş burada bitti dememeli. Yeni başladığı bu hatime de devam etmeli. Onu bitirince diğerine... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her hatim eden için bunu yapmak mutlak gereklidir denilmez. Fakat her kim yaparsa iyidir, güzeldir. Her kim de yapmazsa ona da bir vebal yoktur. Bunu yapmak sünnettir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
31. en-Nîsabûri, Garîbu&amp;#39;l-Kur&amp;#39;an, XXX, 113.</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Kur&#39;an Tefsiri ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=20&amp;thread_id=520</link>

	<description>Mumtahine Suresi 4. Ayetinin Açıklaması&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz, sizden ve sizin Allah&amp;amp;#8217;tan başka taptıklarınızdan uzağız Sizi reddettik Bizimle sizin aranız-da, bir olan Allah&amp;amp;#8217;a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır&amp;quot; (Mumtahine: 4)&lt;br /&gt;
Şimdi, Mumtahine: 4 ayeti üzerinde biraz duralım ve düşünelim Çünkü bu ayet, tagutun pratik olarak nasıl reddedileceğini ve Allah-u Teala&amp;#39;nın gönderdiği bütün nebi ve rasullerin dini ve milleti olan tevhidin nasıl sağlanacağını çok açık olarak göstermektedir&lt;br /&gt;
&amp;quot;İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır&amp;quot;&lt;br /&gt;
Ayette zikredilen &amp;quot;güzel bir örnek&amp;quot; ten kasıt; farz olan yani; uyulması her müslümanın üzerine farz olan güzel bir örnek demektir&lt;br /&gt;
Bunun delili:&lt;br /&gt;
1 - İbrahim aleyhisselam&amp;amp;#8217;ın milletini açıklayan surenin sonunda Allah-u Teala şöyle buyuruyor:&lt;br /&gt;
&amp;quot;Andolsun, onlarda sizler için, Allah&amp;amp;#8217;ı ve ahiret gününü umanlar için güzel bir örnek vardır Kim yüz çevirecek olursa Şüphesiz Allah, Ganiy&amp;amp;#8217;dir, Hamid&amp;amp;#8217;dir&amp;quot; (Mümtahine: 6)&lt;br /&gt;
2 - Allah-u Teala bir başka ayette bu konuyla alakalı olarak şöyle buyuruyor:&lt;br /&gt;
&amp;quot;İbrahim&amp;amp;#8217;in milletinden, kendini bilmeyenden başka kim yüz çevirir?&amp;quot; (Bakara: 130)&lt;br /&gt;
3 - Bir başka ayette şöyle buyuruyor:&lt;br /&gt;
&amp;quot;Sonra sana, Hanif olan İbrahim&amp;amp;#8217;in milletine uymanı vahyettik O, müşriklerden değildi&amp;quot; (Nahl: 123)&lt;br /&gt;
&amp;quot;Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi&amp;quot;&lt;br /&gt;
Allah-u Teala, İbrahim aleyhisselam ve beraberindeki muvahhidlere, babaları, oğulları, aşiretleri, akrabaları ve bunlar gibi kan ve akrabalık bağı olan kimselerden oluşan ve şirk üzere bulunan kavimlerine ne söylemeleri gerektiğini emirle bildirmiştir Yakın akrabalara böyle söylenebiliyorsa bu kimselerden daha uzak olan ve akrabalık bağı olmayan kimselere de muhakkak aynı şeyi söylemek gerekir&lt;br /&gt;
&amp;quot;Biz sizden ve sizin Allah&amp;amp;#8217;tan başka taptıklarınızdan uzağız&amp;quot;&lt;br /&gt;
Allah-u Teala ayette, önce putlara tapanlardan beri olmayı zikretmiştir Çünkü bir kimse taguttan beri olabilir, fakat ona tabi olan ve ona yardım edenlerden beri olmayabilir İşte böyle bir durumda taguttan gerçek manada beri olunamaz Zira bu ayet apaçık göstermektedir ki, taguta tapan ve yardım eden kimselerden uzak olunmadığı müddetçe taguttan beri olunamaz&lt;br /&gt;
&amp;quot;Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah&amp;amp;#8217;a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır&amp;quot;&lt;br /&gt;
Ayette &amp;quot;düşmanlık&amp;quot; sözü &amp;quot;kin&amp;quot; sözünden önce zikredilmiştir Çünkü düşmanlık göstermek, kin beslemekten daha önemlidir Zira insan kalben müşriklere buğzedebilir fakat onlara düşmanlık göstermeyebilir Böyle bir durumda, Allah&amp;amp;#8217;ın farz kıldığını yerine getirmemiş olur Taguta ve taguta tapanlara karşı düşmanlık göstermedikçe tagut reddedilmiş sayılmaz Ayrıca taguta gösterilmesi gereken düşmanlık ve kinin çok açık olması gerekir&lt;br /&gt;
Bil ki! Kin sadece kalpte kalır, etkisi ve alametleri belli olmaz ve düşmanlıkla beraber olmazsa, daha açıkçası kafirlerle olan ilişki kesilmezse işte o zaman düşmanlık ve kin belli olmamış olur Böylece ayetteki &amp;quot;başlamıştır&amp;quot; şartı yerine getirilmemiş olur Çünkü ayette &amp;quot;bede&amp;quot; lafzı; &amp;quot;başladı&amp;quot;, &amp;quot;apaçık belli oldu&amp;quot; manasındadır&lt;br /&gt;
Ayrıca normalde kin, düşmanlıktan önce zikredilmesi gerekir Çünkü önce kin, sonra düşmanlık olur Kin beslemek, kalbin amelidir Düşmanlık yapmak ise bedenin amelidir Bedenin ameli de kalbin ameline bağlıdır Fakat Allah-u Teala, hikmeti gereği bu ayette düşmanlığı kinden önce zikretmiştir&lt;br /&gt;
Şeyh İshak b Abdurrahman şöyle dedi:&lt;br /&gt;
&amp;quot;Kafirlere kalple kin beslemek yeterli değildir Zira düşmanlık ve kin açıkça belli olmalıdır&amp;quot;&lt;br /&gt;
Sonra Mümtahine: 4 ayetini zikrederek sözlerine şöyle devam etti:&lt;br /&gt;
&amp;quot;Allah&amp;amp;#8217;ın bu ayetteki beyanını açıklayışına dikkatle bak! Çünkü bundan daha açık bir açıklama yoktur Allah ayette: &amp;quot;başlamıştır&amp;quot; buyuruyor Bu ise; &amp;quot;ortaya çıktı, göründü&amp;quot; manasındadır Dini açıkça ortaya koymak işte budur Düşmanlığı açık bir şekilde yapmak ise; kafirleri açık bir şekilde tekfir etmek ve onlardan bedenen ayrılmakla olur&amp;quot; (Eddureris Seniye cüz 7 s: 141 cihad bölümü)&lt;br /&gt;
Şeyh Süleyman b Sehman, Mumtahine ayeti hakkında şöyle dedi:&lt;br /&gt;
&amp;quot;İşte bu, İbrahim aleyhisselam&amp;amp;#8217;in milletidir Allah-u Teala, İbrahim aleyhisselam&amp;amp;#8217;in milleti hakkında şöyle buyuruyor:&lt;br /&gt;
&amp;quot;İbrahim&amp;amp;#8217;in milletinden, kendini bilmeyenden başka kim yüz çevirir?&amp;quot; (Bakara: 130)&lt;br /&gt;
Allah-u Teala&amp;#39;nın düşmanlarına düşmanlık göstermek, bu düşmanlığı apaçık bir şekilde ortaya koymak, onlardan çok uzak durmak, onlarla dost ve haşir neşir olmamak her müslümana farzı ayn olan amellerdir&amp;quot; (Durerus Seniye 7 bölüm cihad bölümü s: 121)&lt;br /&gt;
Bu ayetin delalet ettiği üzere, tagutu reddin şekli ve sıfatı şu üç şekilde özetlenebilir:&lt;br /&gt;
1 - Müşriklerden, mürtedlerden ve tagutlardan beri olmayı ilan etmek&lt;br /&gt;
Allah-u Teala şöyle buyuruyor:&lt;br /&gt;
&amp;quot;Biz sizden ve sizin Allah&amp;amp;#8217;tan başka taptıklarınızdan uzağız&amp;quot;&lt;br /&gt;
2 - Onların ve tagutlarının düşüncelerini, bütün müesseselerini, kanunlarını ve anayasalarını reddettiğini ilan etmek, onların kanun ve sistemlerini kabul edenleri tekfir etmektir&lt;br /&gt;
&amp;quot;Sizi reddettik&amp;quot;&lt;br /&gt;
3 - Onlara, sistemlerine ve içinde bulundukları durumlarına karşı düşmanlık ve kin göstermek ve onlarla mümkün olduğu kadar el ve dille cihad etmektir&lt;br /&gt;
&amp;quot;Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah&amp;amp;#8217;a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır&amp;quot;&lt;br /&gt;
Bu cihad, bu düşmanlık ve bu kin, onlar tamamen Allah&amp;amp;#8217;a iman edip teslim oluncaya yani, tagutları tekfir edip onlardan uzaklaşıncaya kadar sürecektir Arada, kesinlikle hiç bir anlaşma ve uzlaşma noktası yoktur</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Kur&#39;an Tefsiri ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=20&amp;thread_id=519</link>

	<description>Erteleyenler Helak Oldu&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hayatimizin akisi içerisinde çok seyleri ihmal ederiz. Bazen bu ihmal ettigimiz seyler gözümüze çok hafif gelir, çogu zaman da ihmal ettigimiz degerlerin farkina bile varamayiz. Nice zaman sonra geriye dönüp baktigimizda, o erteleyip deger vermedigimiz seylerin hakikatte en çok deger vermemiz gereken güzelliklerden oldugunu anlariz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bosuna geçirdigimiz yillar aklimiza geldikçe içimizi bir hüznün ve pismanligin sardigini hissederiz, derken geriye kalan ömrümüzü de geçmiste erteledigimiz en önemli görevimiz olan Allah&amp;#39;a kulluk vazifelerimizi yerine getirme telasi içerisinde geçiririz. Tabi ki bu da, ancak böyle bir hatanin anlasilmasiyla mümkün olabilir. Eger hatanin farkina varilmamissa, yüce Allah&amp;#39;a kulluk yapmak üzere yaratilan insanoglu, Peygamber Efendimizin hadis-i serifte buyurdugu veçhile: &amp;quot;Erteleyenler helak oldu.&amp;quot; sözünün muhatabi olma durumuyla karsi karsiya gelir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birileri bize Allah&amp;#39;a kulluk vazifelerimizi hatirlatinca hemen bahaneler üretiriz. Vakit bulamadigimizdan, darda oldugumuzdan, isimizin yogunlugundan yakiniriz. Bu bahanelerin Allah katinda bizi kurtarmayacagini, hiçbir fayda saglamayacagini da çok iyi bildigimiz halde bunlara sarilmaktan da vazgeçmeyiz. Bu gibi duygular tamamiyla nefsin ve seytanin aldatmacasindan baska bir sey degildir. Cenab-i Allah bu hali Kur&amp;#39;an-i Kerim&amp;#39;de söyle açiklamaktadir: &amp;quot;Ve gaflet içerisinde oyalanmaktasiniz.&amp;quot;(1), &amp;quot;Simdi Sen onlari bir zamana kadar gaflet ve sapikliklari ile bas basa birak.&amp;quot;(2)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ne zamana kadar nefsin ve seytanin sözlerine kulak verip kullugumuzu erteleyecegiz. 21. yüzyilda insanlar artik öyle bir hale gelmislerdir ki maneviyati birakmislar, tamamiyla maddiyata yönelmislerdir. Halbuki maneviyat, toplumlari ayakta tutan ilahi bir kuvvettir. Toplum bu degerlere sahip çiktikça birlik ve beraberligini idame ettirebilir. Allah (c.c.), manevi erleri hürmetine bu gök kubbeyi ayakta tuttugu gibi, mü&amp;#39;min kullarinin kalplerindeki imani o büyüklerin manevi nazarlariyla takviye etmekte ve diri tutmaktadir. Böyle nazarlardan mahrum olan kalplerde nefsin ve seytanin arzu ve istekleri cirit atmaktadir. Maneviyatin yerini tamamiyla maddiyat aldigi vakit, o toplumda her türlü kargasalik zuhur eder. Maneviyatlari olmayan insanlarin psikolojik bozukluklari ve ruh hallerinin daginikliklari, hayatlarinda rahatlikla görülmektedir. Her ne kadar maddi refah içerisinde olsalar da iç alemlerinde bir türlü huzuru bulamamaktadirlar. Allah&amp;#39;a kullugun güzelligini ve nurunu tasiyan bir gönül ile Allah&amp;#39;a kullugu devamli sürette erteleyen bir gönül ayni safiyeti tasimamaktadir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Iste yukarida ifade etmis oldugumuz karmasaligin ana sebebi, Allah&amp;#39;a olan imanimizin zayifligi ve O&amp;#39;na olan kulluk vazifemizi hep ertelemeyi ahlak edinmis olmamizdandir. Manevi yattan uzak olan bir kalp, suyunu alamayan bir gül gibi solmaya mahkumdur. Kalbi diri ve canli tutan da Allah&amp;#39;a kulluk ve salihlerle sohbet nimetidir. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: &amp;quot;Bedende bir et parçasi var ki o salim olursa bütün azalar salim olur, o fasit olursa bütün azalar fasit olur. O et parçasi kalptir.&amp;quot;(3) Peygamber Efendimizin buyurdugu gibi asil önem vermemiz gereken Hazreti Allah&amp;#39;in nazargahi olan kalplerimizdir. Kalbini güzel seylerle dolduranin azalarindan güzellikler yayilir. Kalbini kötü seylerle doldurandan da kötülükler yayilir. &amp;quot;Her kalp, içindekini sizdirir.&amp;quot; sözünü hatirlamali, sizan seylerin de Allah&amp;#39;a itaat olmasi gerektigini unutmamaliyiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kisi nefsine su sorulari hep sormalidir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah&amp;#39;a itaati daha ne vakte kadar erteleyeceksin?! Nefsin bitmez tükenmez arzu ve isteklerinin pesinde ne zamana kadar kosacaksin?! Nefsine ne verirsen ver: &amp;quot;Daha yok mu?&amp;quot; diyecektir. &amp;quot;Onun gözünü ancak kara toprak doldurur.&amp;quot;(4), sözünün sahibi Peygamber Efendimize ne zaman kulak verip O&amp;#39;na itaat edeceksin!? Dilinde sadece birtakim temenniler var; fakat o temennilerin eseri olan fiiliyat maalesef vücut bulmamis.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cenab-i Allah kulundan gayret bekler, kullugunda devamlilik ister. Böylelikle de iddia sahiplerinin iddialarinda ne kadar samimi olup olmadiklari ortaya çikar. Yakinda ölümün soguk nefesini ensende hissedeceksin. Hayatin bir film seridi gibi gözünün önünden geçecek; ama artik nafile, geriye dönüs yok. Pismanliklar bütün benligini sarar; fakat kimseden fayda yok, yaptiklarinla simdi bas basa kalacaksin. Sen de biliyorsun ki yaptiklarin güzel seyler degilse bugün sana bir faydasi olmayacak. Allah&amp;#39;a kullugu hep erteledin. Gaflet içinde ömrünü geçirdin. Geçligine, malina, makamina güvendin, gününü gün ettin, nasil olsa yapariz dedin; fakat hesap gününün bu kadar çabuk gelecegini aklina getirmemistin. Simdi o gün gelip çatti. Yaninda azik olarak bir seyin yok. Hesap zor. Allah&amp;#39;tan baska tutunacak kimse yok. Simdi halin ne olacak?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cenab-i Allah Kur&amp;#39;an-i Kerim&amp;#39;de söyle buyurmaktadir: &amp;quot;Insanlarin hesaba çekilecegi gün yaklasti. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler.&amp;quot;(5)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Abdulkadir Geylani (k.s.) Efendimiz de &amp;quot;el-Fethur-Rabbani ve&amp;#39;l-Feyzur-Rahmani&amp;quot; adli eserinde söyle buyuruyor:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;quot;Ey evlad! Insanlarin önünde gezen birçok felaket vardir. Her felaketin de kendine göre hayli dallari vardir. En büyük felaket, sonsuz saadetten mahrum olmaktir. En büyük saadet, ruh zenginligine ermektir. Bunun için çok çalismak ve tembel olmamak lazimdir. Tembellik insani korkunç uçurumlara atar. Telafisi kabil olmayan kin ve düsmanlik tohumlari saçar. Tembel olma! Islerini saglam yap ve çaliskan ol! Dünyayi çalisanlar kazanir. Ahireti de çalisanlar kazanir... Durum böyleyken...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Siz artik erteleyenlerden olmayacaksiniz degil mi?&amp;quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynakça:&lt;br /&gt;
1. en-Necm, 53/61.&lt;br /&gt;
2. el-Mü&amp;#39;minün, 23/54.&lt;br /&gt;
3. Tecrid-i Sarih, c.1, H.No: 48.&lt;br /&gt;
4. Ibn-i Mace, c.2, s.1415, H.No: 4235.&lt;br /&gt;
5. el-Enbiya, 21/1.</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Tecvid ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=38&amp;thread_id=518</link>

	<description>HAREKE     &lt;br /&gt;
 Harflerde bulunan sesleri göstermek için onların alt veya üstlerine konulan işaretlerdir. Bu işaretler üç tanedir:&lt;br /&gt;
   &lt;br /&gt;
   &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
   &lt;br /&gt;
  SÜKUN   &lt;br /&gt;
  Harekesizlik demektir. İki çeşittir:   &lt;br /&gt;
  1. Lâzım Sükun   &lt;br /&gt;
  Kur&amp;#39;an okunurken hem geçildiği, hem de durulduğu zaman varlığını koruyan sükundur.   &lt;br /&gt;
   &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
   &lt;br /&gt;
  2. Ârizî Sükun   &lt;br /&gt;
  Herhangi bir yerde durulduğu zaman ortaya çıkan, geçildiğinde kaybolan sükundur.</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Dini/İslami Programlar ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=64&amp;thread_id=517</link>

	<description>Low prices on software from Microsoft, Symantec, Adobe, and much more! Visit http://srne.com .</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Nasihatler ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=8&amp;thread_id=516</link>

	<description>&amp;amp;#8220;İlim, edep ile öğrenilir ve anlaşılır. Amel, ilim ile sahih olur. Hikmete amel ile ulaşılır. Zühd hikmet ile anlaşılır, zühde de onunla ulaşılır. Dünya, zühd ile terkedilir. Dünyanın terki, ahirete rağbeti getirir. Ahirete rağbet ile de Allahu Tealâ&amp;amp;#8217;nın rızasına ulaşılır.&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
Zünnun-u Mısrî K.S.&amp;amp;#8217;nin yakın dostu Yusuf b. Hüseyin er-Razî K.S.&amp;amp;#8217;ya ait bu hikmet silsilesi ve marifet örgüsü söz, aslında müminin dünya ve ahiret macerasını özetlemekte.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şöyle bir düşünelim: Edepten nasibini almamış ve onunla süslenmemiş bir ilim, kuru bilgi hammallığından öteye gidebilir mi? Edep, ilimden beklenen dünya ve ahiret faydasını sağlar. Edepsiz ilim ise insanları hem ilimden, hem de dinden soğutur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kişi, ancak edep ile yoğurduğu ilim sayesinde salih amele ulaşabilir. Zira edepsiz ilme &amp;amp;#8220;ilim&amp;amp;#8221; denmeyeceği gibi, ilimsiz amel de Yüce Allah nazarında bir kıymet ifade etmez. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kişiyi hikmete vardıracak yegâne vasıta, hamuru edep mayasıyla yoğrulan ilim ile yapılan salih ameldir. Yüce Rabbimiz, &amp;amp;#8220;Kime hikmet verilmişse, muhakkak ona birçok hayır verilmiştir.&amp;amp;#8221; (Bakara/269) buyurur. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsanın kalbini masivadan temizleyecek olan zühd haline ulaşmanın yolu da hikmeti elde etmekten geçer. Hikmete ulaşan kişi dünyayı ve içindekileri neylesin? Hikmeti kavramayanlar, zühd hayatının hakikatini bilemeyecekleri gibi, ona nail de olamazlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dünyayı ve içindekileri kalple terketmek için zühdden; ahiret yurdunda ebedi mutluluğa ulaşmak için de dünyayı kalpten çıkarmaktan başka bir yol var mı? &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ve nihayet, Allah Tealâ&amp;amp;#8217;nın rızasına ulaşabilmek için ahiret hayatını diğer bütün arzuların önüne geçirmekten başka bir yol yoktur. Bir yandan dünyaya kırılmaz zincirlerle bağlı bir kalp taşımak, öbür yandan da Allah&amp;amp;#8217;ın rızasını ummak, imkansızın peşine düşmek demektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte bu dünyadaki varlık sebebimiz olan &amp;amp;#8220;kulluk&amp;amp;#8221; serüveninin bizi maksada erdirebilmesi için, işe doğru yerden ve doğru biçimde başlamanın zaruretini ortaya koyan hayatî tespitler... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu serüvene doğru yerden ve doğru biçimde başlamış olmak da yeterli değil üstelik. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstanbul&amp;#39;a gitmek için Kars&amp;#39;tan hareket eden bir kimse eğer yanlışlıkla İzmir otobüsüne binmişse, elbette yol ayrımından sonra hedefinden uzaklaşacak ve umduğundan farklı bir yere varacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tıpkı bunun gibi, hayat yolculuğunda da sadece başlangıç yeterli değil. Bir sonraki aşamayı mutlaka göz önünde tutma titizliğini göstermeliyiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazının başında zikredilen hikmet silsilesinin her bir halkasının, önceki adımla bir sonraki adımı birbirine bağlayan vazgeçilmez bir fonksiyonu olduğu açıktır. Eğer bu zincirin bir yerinde kopukluk olur ve silsile devam etmezse, hedefe ulaşmak için başladığımız hayatî yolculuk da kesintiye uğrayacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte insanoğlunun ebedî mutluluğu yakalayabilmesinin formülü...</description>

	</item>

<br />
<b>Notice</b>:  Undefined index:  post_subject in <b>/home/dinisohb/public_html/rss/rss_f.php</b> on line <b>35</b><br />
<item>

	<title> [ Nasihatler ]</title>

	<link>http://www.dinisohbete.com/forum/viewthread.php?forum_id=8&amp;thread_id=515</link>

	<description>&amp;amp;#8220;İlim, edep ile öğrenilir ve anlaşılır. Amel, ilim ile sahih olur. Hikmete amel ile ulaşılır. Zühd hikmet ile anlaşılır, zühde de onunla ulaşılır. Dünya, zühd ile terkedilir. Dünyanın terki, ahirete rağbeti getirir. Ahirete rağbet ile de Allahu Tealâ&amp;amp;#8217;nın rızasına ulaşılır.&amp;amp;#8221;&lt;br /&gt;
Zünnun-u Mısrî K.S.&amp;amp;#8217;nin yakın dostu Yusuf b. Hüseyin er-Razî K.S.&amp;amp;#8217;ya ait bu hikmet silsilesi ve marifet örgüsü söz, aslında müminin dünya ve ahiret macerasını özetlemekte.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şöyle bir düşünelim: Edepten nasibini almamış ve onunla süslenmemiş bir ilim, kuru bilgi hammallığından öteye gidebilir mi? Edep, ilimden beklenen dünya ve ahiret faydasını sağlar. Edepsiz ilim ise insanları hem ilimden, hem de dinden soğutur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kişi, ancak edep ile yoğurduğu ilim sayesinde salih amele ulaşabilir. Zira edepsiz ilme &amp;amp;#8220;ilim&amp;amp;#8221; denmeyeceği gibi, ilimsiz amel de Yüce Allah nazarında bir kıymet ifade etmez. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kişiyi hikmete vardıracak yegâne vasıta, hamuru edep mayasıyla yoğrulan ilim ile yapılan salih ameldir. Yüce Rabbimiz, &amp;amp;#8220;Kime hikmet verilmişse, muhakkak ona birçok hayır verilmiştir.&amp;amp;#8221; (Bakara/269) buyurur. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsanın kalbini masivadan temizleyecek olan zühd haline ulaşmanın yolu da hikmeti elde etmekten geçer. Hikmete ulaşan kişi dünyayı ve içindekileri neylesin? Hikmeti kavramayanlar, zühd hayatının hakikatini bilemeyecekleri gibi, ona nail de olamazlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dünyayı ve içindekileri kalple terketmek için zühdden; ahiret yurdunda ebedi mutluluğa ulaşmak için de dünyayı kalpten çıkarmaktan başka bir yol var mı? &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ve nihayet, Allah Tealâ&amp;amp;#8217;nın rızasına ulaşabilmek için ahiret hayatını diğer bütün arzuların önüne geçirmekten başka bir yol yoktur. Bir yandan dünyaya kırılmaz zincirlerle bağlı bir kalp taşımak, öbür yandan da Allah&amp;amp;#8217;ın rızasını ummak, imkansızın peşine düşmek demektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte bu dünyadaki varlık sebebimiz olan &amp;amp;#8220;kulluk&amp;amp;#8221; serüveninin bizi maksada erdirebilmesi için, işe doğru yerden ve doğru biçimde başlamanın zaruretini ortaya koyan hayatî tespitler... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu serüvene doğru yerden ve doğru biçimde başlamış olmak da yeterli değil üstelik. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstanbul&amp;#39;a gitmek için Kars&amp;#39;tan hareket eden bir kimse eğer yanlışlıkla İzmir otobüsüne binmişse, elbette yol ayrımından sonra hedefinden uzaklaşacak ve umduğundan farklı bir yere varacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tıpkı bunun gibi, hayat yolculuğunda da sadece başlangıç yeterli değil. Bir sonraki aşamayı mutlaka göz önünde tutma titizliğini göstermeliyiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yazının başında zikredilen hikmet silsilesinin her bir halkasının, önceki adımla bir sonraki adımı birbirine bağlayan vazgeçilmez bir fonksiyonu olduğu açıktır. Eğer bu zincirin bir yerinde kopukluk olur ve silsile devam etmezse, hedefe ulaşmak için başladığımız hayatî yolculuk da kesintiye uğrayacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte insanoğlunun ebedî mutluluğu yakalayabilmesinin formülü...</description>

	</item>

</channel>
	</rss>